Ana Sayfa Edebiyat Deneme Pastoral Yalnızlıklar

Pastoral Yalnızlıklar

Cırcır böceği, hangi taraftan zifirileri deliyor sesin? Hangi mırıltıları susturuyorsun da kulağıma ninni söylüyorsun hadi uyu dercesine; söyle bana neredesin? Göremiyorum seni, gelsene usulca sokul yamacıma sarayım seni bitkin kollarımla. Ateş kırmızısı kanatlarını öperim belki ıslak dudaklarımla… Yalnızlığımın dostu, ruhumun soluğu neredesin? Sesini yakınlardan duyuyorum, hissediyorum ama göremiyorum, hain karanlık, çirkin zifiriler buna engel biliyorsun. Pineklemiş yıldızların uğultusu sarmış dört bir yanı, bir kedi çarpık bacaklarıyla gecenin kara defterini dürüyor adımlarıyla, paytak paytak, biraz koşar adım…

Cırcır böceğim neredesin? Duyuyorum seni, saklanmışsın biliyorum. Gelsen ya sesine âşık bir ben varım, evet âşık bir ben. Ben ki sesini duymak için yıldızları uyutan, ninnilerle, ezgilerle… Eğilip kulaklarına Ahmet Erhan’dan küçük mısraları nakış nakış işleyen. Durgun bir gece, Muş ovası bağdaş kurmuş oturuyor karşımda, tüten bir Kurtik var yanı başında, Murat nehri can alıyor yine, o da karşımda hain, bir bakış atıyorum, kıyılarına çarparak deliyor bir annenin daye daye diyen genzini, yetim kalmış bir çocuğun bağrını, dedim ya Murat yine can alıyor. Dedim ya durgun bir gece muş gibi, Murat ta durgun huzurlu ve dingin. Pencerelerden dalıyor minik kan emiciler istila edercesine bir bebeğe acımadan, bir yaz gecesi düşlerin katilleri oluveriyorlar, ondandır cırcır böceklerine sevdam hem kulakları okşar derecede bir sesleri yoktu vız vız vız işkence gibi, kan gibi.

Cırcır böceğim neredesin? Duyuyorum, hissediyorum neredesin? Artık geç oldu bak Ay bile yorganına bürünmüş, muş ışıklarını kapatalı çok oldu ama sen yoksun. Hiç kimse bastıramıyor sesini kötü kuş baykuş bile sesine aşina bir kulak seni bekliyor, duymaya, hissetmeye, dokunmaya, neredesin? Murat’tan geliyor sesler, duyuyorum tanıdık bir ses, balıkların sesi değil hayır hayır onların değil, seslerin sahipleri kurbağalar bir sürü bir sürü avazları yırtılmaya müsait bir şekilde bağırıyorlar, gecenin uykusunu bölebilecek derecede tesirli bir bağırış, susun! Uyanabilirler Ay’ın çocukları, kesin sesinizi! Cırcır böceğimi duyamıyorum. Ben bu saatlerde âşık oldum, bu saatlerde gece ile dedikodu yaptım, siz yoktunuz yamacımda, kulağımda, susun… Dedim ya oturuyorum öylece, sessiz sakin, uzakları özlüyorum alıp düşlerimi yamacıma, cırcır böcekleri ile beraber uzakları düşlüyoruz gelmeyecekleri yâd ederek her gece ki tantana işte. Ah geceler en sevdiğim an; doyduğum, doğduğum, döndüğüm… Ağaçlar güzlerin müzdaripliğinden şikâyetçi, ben kurbağalardan, Murat Fırat’ a kavuşamamaktan, herkes şikâyetçi bir şeylerden, susuyoruz öylece, görüyorsun işte cırcır böceğim, dostum, sırdaşım, yoldaşım görüyorsun hadi gel artık sana anlatacaklarım var. Oturup demlenmemiz, küçük bir ateş yakmamız lazım; küçük ama Ay’ın parlaklığına gölge düşürmeden, evet kıvılcımlar çıkaran bir ateş, belki de tütünümden de sarmana izin verebilirim, dedim ya dertleşebiliriz. Biz vardık gecenin dinginliğini bozan, yeşermiş yeşillikler ardından kalabalık yaratan, biz vardık evet cırcır böceğim biz.

Özlüyorsun biliyorum güzlerde parıldamaktan, sesini kısarak konuşmandan biliyorum. Şimdi hülyaların serzenişi altında soluklanıyorum, soluklanıyoruz (dostumla) uzakları düşlemenin acizliği altında gecelere yük bindire bindire karanlıkları korkuturcasına soluklarımız, ciğerlerimizi yırtabilir soluklanmalıyız. Muş uykuda, Murat uykuda, kurbağalar, yıldızlar uykuda. Ben ayakta, sırdaşım kayıp. Neredesin patikalarda seke seke gezdiğim, neredesin arayıp da bulamadığım biliyorum sende beni hissediyorsun, biliyorum özlüyorsun da evet acı acı ötüşünden biliyorum. Sesine kulak, gözüne yaş olabilirim, dedim ya kanatlarına ıslak izler bırakabilirim. Ama sen yoksun bak ötmüyorsun da hangi meltemlere takıldı kanadın söyle bana, kulaklarım ne yapar sensiz, beni böyle yıkılmış, beni böyle elim gecelere mahkûm edemezsin, sözler vermiştik her gece uzaktakini yâd etmek için, ateşler yakmak küçük fincanlarda demlenmek için. Sıcak gibi, acı gibi, sen gibi şimdi tüm yalnızlıklarım, uzuvlarımdan koşar adım dökülüyor sensizliğim, baş edemiyorum, yorgun kollarımla sarıp sarmalanmıyor onca yük, bedenim aciz, ruhum nefesiz, neredesin ruhum? Neredesin cırcır böceğim? Bak ansızın daraldı yine göğsüm, hadi gelsene genişlet kan pompalayanımı, genişlet ufkumu, aydınlık sabahım olsana! Gelmiyorsun ve ben Aragon’da arıyorum seni, dilini bilmediğim Elsa’da âşık oluyorum sana, ben sensiz yabanileşiyorum anlasana. Evriliyorum yığınlar arasında, kurtulmak, sıyrılmak, haykırmak için geceye teslim ediyorum tüm bedenimi, gölge bıraktırmadan karanlığa sürükleniyor ruhum, bir sürükleniş ki haykırışlarımda da sesini hissedebiliyorum, cırcır böceğim kalabalıklarda bile. Ben karanlıkların oğluyum, ben güneş tarafından hırpalanmış bir geceyim cırcır böceğim, neredesin? Ve sen yoksun, ben yalnızlıklar şehrinde viran olmaya mahkûm, ben gecelerde acı çekmeye sürgün, ben bağdaş kurup düşünmekten aciz… Gelmiyorsun da, kim bilir neredesin, kim bilir?

Önceki İçerikOlmalı
Sonraki İçerikBeni Yalnız Koyma İstanbul Sabahlarında
Fırat Agece
1997 Muş- Merkez 2016 Lisans macerası, Konya Selçuk Üniversitesi- Siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümü İnsan neydi ki? Bu kadar değil mi? "İnsan" tanım dışı bir varlıktı benim için Hem her kalıba sığanın bir tanımı olmalı miydi? Mesela yurtsuzun bir adı yoktu bende, ne de sığınacak bir evi, en çokta şaşırılası bir adresi... Her şeyim Konya'ya gitmekle başladı, acılarımı orda doğurdum ben ve kendimce edebiyat dedim onlara, şairlerden şiirler okudum onlara günden güne büyüyen acı ve eriyen bir ben bıraktım tanımsız lığıma... Şair ruhlu insanları severek yazmaya başladım, Acılarımı doğurtmaya yardımcı oldukları için, Bir kadın sevmek ve ruhunda hırpalanarak yoğrulmak en büyük hazzım oldu ve sonrasında doğmak bu kadından... Yazmak, yazmak ve yine yazmak tüm mürekkepler isyan edene kadar yazmak, selam olsun tüm kalemleri ağlatanlara...

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz