Röportaj

Sinema ve Dizi Film Oyuncusu Şoray UZUN İle Röportaj

Modern zamanlarda seyirci ya da taraftar tanımı değişti. Artık onlar müşteri oldu. Hatta biraz zorlamayla, günümüzde hastalar bile müşteri oldu. Şoray UZUN

Hazırlayan: Şeyhmus GENCAN
 

Kendinizi Tanıtır mısınız?

En zor soru bu. Belki de bu soruyu beni tanıyanlara sormak gerekir. İnsanın kendi kendini tanımı ile hayatının kesiştiği insanların tanımları her zaman farklıdır ve esas olan diğerlerinin tanımıdır. Dolayısı ile siz nasıl tanımlıyorsanız ben oyum.

Sizce ülkemizdeki sinema kültürü dünyadaki sinemacılığın neresinde ve ne durumdayız?

Bu soruyu yanıtlayabilecek donanıma sahip olduğumu düşünmüyorum. Bu konuda bir araştırmam ya da yapılmış olan ciddi bir değerlendirmeyi okumuşluğum da yok. Sadece Türk dizi sektörünün Türk sinemasını çoktan geçmiş olduğunu söyleyebilirim. Sektörün içinden biri olarak söylemiyorum bunu. Sıradan bir seyirci olarak bile durum çok net. 

Netflix, Hulu, Amazon, Blu tv. gibi online sinema platformları hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu platformlar organik sinemacılığı nasıl ve ne düzeyde etkileyebiliyor veya etkiler?

Tüm bu platformların gerçek sinema seyircisini değiştireceğini ve sinema alışkanlıklarımızı sona erdireceğini düşünüyorum. Pandeminin de etkisi ile beraber biz bunu ülkemizde futbol yayıncılığında gördük. Parası olan taraftarlığına devam etti parası olmayan maçları yandan kıyıdan izlemeye çalıştı ama izleyemedi. Modern zamanlarda seyirci ya da taraftar tanımı değişti. Artık onlar müşteri oldu. Hatta biraz zorlamayla, günümüzde hastalar bile müşteri oldu. Bu ve benzer platformların bir güzel yanı; sinema yapmak isteyen yetenekli genç kardeşlerimiz için seyirciyle buluşabilecekleri alternatifler çoğaldı. Bu da artık tıkanma emareleri gösteren hikâyelerimizin çeşitliliği anlamında artı bir değer olur.

Sinema ile ilgili gelecekteki projeleriniz veya gerçekleştirmek istediğiniz hayalleriniz mutlaka vardır, neler söylemek istersiniz?

İnanın yok… Sadece ve sadece bu işe başladığımda beraber oynamak istediğim ustalarım vardı. Onları da birer birer kaybettik maalesef. ‘şöyle bir hikâye olsa, şöyle bir karakter oynasam, şununla kamera karşısına geçsem’ gibi isteklerim artık yok. Belki de artık yok. Sadece.. Çetin Tekindor usta ile oynamak çok hoş bir deneyim olabilirdi. Ama bunun için illa ki bir filmde karşılıklı oynamak zorunda da değiliz. Esasında samimi bir kırkbeş dakikalık sohbet bile yeterli benim için.

Yapay zekâ sinemacılığı hakkında bizlere neler söylemek istersiniz?

Bana kızmayın lütfen ama bu konu hakkında da yeterli birikime sahip değilim. Bizde kronik olan ve hiç hoşlanmadığım konu; sorulan her soruya, konunun uzmanıymışcasına yanıt verilmesi. Yapay zekânın sinemadaki varlığının teknik detayı ile ilgili bilgim pek yok. Yine de; artık hayatta olmayan oyuncuları yeni çekilecek filmlerde izleyecek olmak çok heyecan verici. Ya da Cüneyt abinin (Arkın) 30’lu yaşlarındayken oynadığı, aslında hiç setine gitmeden yapay zekâ vasıtası ile çekilecek sıfır bir filmde yepyeni bir hikâyede izleme düşüncesi de çok ilgi çekici. Ben yine de; Sergio Leone’nin iki üç günde çektiği, gerçek mekân ve mizansenler ile olan filmlerini blue box/green box’ta çekilen filmlere tercih ederim.

Şimdiye kadar sizi en çok etkileyen filmlerden birkaç örnek verebilirmisiniz?

Babam ve Oğlum (Çağan Irmak)
İyi Kötü Çirkin – Batıda Kan Var – Bir Zamanlar Amerika (Sergio Leone)
Baba 1 – Baba 2 – Kıyamet (Federico Fellini)
Cinema Paradiso (Giuseppe Tornatore)
Bisiklet Hırsızları (Vittorio De Sica)
Rıhtımlar Üzerinde (Elia Kazan)
Doktor Jivago – İrlandalı Kız (David Lean)
Çağrı (Moustapha Akkad

Oyunculuk nasıl bir meslek?

Oyunculuk; size ait olmayan bir karakteri seyirciye, sizinmiş gibi inandırma becerisidir !.. Bazıları izleyiciyi ikna eder, bazıları edemez. Hepsi bu…

Hayat hikâyenizi kısaca öğrenmek istiyoruz?

Altı kuşak önce Osmanlı ordusunda çavuş olan rahmetli Ahmet dedem Konya Akşehir’den görevli olarak Rusçuk sancağına gider ve oraya yerleşip Kırım’dan gelen büyükannemle evlenir. Rusçuk kaybedilir ve Ahmet’in torunları artık Bulgaristan vatandaşı olur. Anne tarafı 1930’larda Elazığ’a, baba tarafı da ellilerde Maraş’a yerleşir. Biz de Maraş’a giderken Adana’da paramız biter ve oraya yerleşiriz. Ben Adana’da büyüdüm. Bildiğim yer Adana’dır. Sonra İstanbul’a göç ettik. Tır şoförü Ali’nin oğluyum. Gerisi detay…

Hayatımızın sinemasında nerede olmak istersiniz?

Öyle bir rol yok. Rol dağılımına hiç kimse karışamıyor. Dahası belirleyemiyor.. Sadece size biçilen rolü oynamama özgürlüğünüz var ki; durduk yere varoluşçuluk konuşmaya dalmayalım.

Toplumun hangi alanına dokunmak istersiniz ve nasıl anılmak istersiniz?

Bunu öngörebilmek mümkün değil. ‘iyi bilirdik’ yeterli. Toplumun bir alanına oyuncu olarak dokunabilmek çok zor. Bunun için senarist ya da yönetmen olmanız gerekir.

Zamanı gelince açıklamak istediğiniz bir anınız var mı, eğer zamanı geldiyse?

Sakladığım bir anım yok. Sır tutarım. Ağzım sıkı sayılır ama kendime sakladığım anılarım yok. Daha doğrusu da, geleceğe bırakmak istediğim pek bir şey yok. Tabii ki birini üzecekse o ayrı. O anlatılmaz.

Olmak istediğiniz veya oynamak istediğiniz son karakter?

Hiç fark etmez.. Yapımcılar hangi rolü uygun görürlerse. Yapımcı siz değilseniz rol hayali kurmanın anlamı yok. Hele ki iddialı roller! Mevcut karakterleri mümkün mertebe inandırıcı kılalım yeter.

Özel zevkleriniz?

At binmeyi, uzun yol yapmayı severim. Ama en çok arkadaşlarla sınırsız sohbetler.. Bir de değişik illerde yurdumun değişik insanlarıyla sohbet etmek.

Birileri size rol biçerken ne hissediyorsunuz?

Beğenmezsem ve madden zor durumda değilsem kabul etmiyorum. Allah herkese böyle bir özgürlüğü nasip etsin inşallah.

Oyunculukta kırmızıçizgileriniz var mı?

Oyuncunun kırmızıçizgisi olmaz ki! O zaman oyunculuktan bahsedemeyiz. Yine de bireysel olarak; toplumun, ailenin, yakın çevrenin tepkilerini düşünüp ya da kendini bu tepkileri göğüslemek zorunda hissetmeyen meslektaşlarımı anlıyorum.

Hayatı ve hikâyelerini oynamak nasıl bir duygu?

İnanılmaz keyif verici. Anlatamam.. Gerçek hayatta asla karşınıza çıkmayacak hikâyelerde, asla tanışamayacağınız karakterlerle bir arada olmak ve size ait olmayan birini gerçekmiş gibi gösterme çabası çok ama çok güzel bir şey.

Sinemanın geleceği ile ilgili neler söylemek istersiniz?

Sinemanın geleceğini tamamen teknolojiye teslim etmeyiz inşallah. Yüzüklerin Efendisi de iyi güzel hoş ama benim tercihim Bisiklet Hırsızları.

Yarının neresini, hangi alanını bilmek istersiniz?

Yarının bilmek istediğim bir tarafı yok. Zaten bunu bilerek yaşamak dayanılmaz bir ızdırap olurdu. Bu insanın doğasına da aykırı bence. Yarınını bilerek yaşamak dayanılmaz bir çile olurdu.

Dün veya geçmiş nedir?

Dün ya da geçmiş… Bitmiştir… Günümüzden daha güzelse bile bitmiştir. Tekrarı mümkün değildir. Bir daha asla gerçekleşmeyecektir. Orada takılı kalmanın ya da sanal olarak geçmişte yaşamanın bir anlamı yoktur. Kıymetlidir ama bitmiştir, geçmiştir.

Yazar: Şeyhmus Gencan

Nusaybin doğumlu. Sinema, tv ışık şefi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir