Ana Sayfa Edebiyat Öykü Yedikule Rüya Lunaparkı

Yedikule Rüya Lunaparkı

Yıkım işlemine önce benim bilet kulübemden başlayacaklarını duyunca şaştım doğrusu. Koca lunaparkta, benim emektar kulübemden başka yer mi kalmadı? Belediyeden gelen adamlara, onu en sona bıraksanız olmaz mı? Daha doğru düzgün vedalaşamadım da dediğimde; suratıma, unutulup gitmiş bir dili konuşuyormuşum gibi baktılar. Oysaki kalbinde müstesna bir yeri varsa, bir kalemtıraşla bile vedalaşabilir insan… Tabii ki onlara böyle söylemedim; kelli felli adamlara denecek şey mi bu? İçeride dedim; umursamaz bir ifade takınarak, içeride şahsıma ait eşyalar var, toplamaya daha fırsatım olmadı; bu kadar erken geleceğinizi de düşünmemiştik, birkaç gün daha… Sözümü bitirmeme fırsat vermeyen Zabıta Müdürü Rıfat, “Olmaz öyle şey,” dedi; “Sanırsın İstanbul’un en işlek lunaparkı! Atıl alan,  oyun makineleriniz bile pas tutmuş.” Biz onlara makine demiyoruz; hepsinin bir adı var. Misal, şu dönme dolabın adı: Samatyalı Fırfır Pakize’dir; hikâyesi de bir matraktır ki sorma gitsin, demedim. Devletin memuruna denecek şey mi bu?

“Size bugünlük müsaade,” dedi; “Ne çer çöpünüz varsa toplayın, yarın gün doğar doğmaz buradayız, bilesiniz.”

Otuz dört yıl artı bir gün…

Altmış sekiz bayram panayırı artı bir gün

Otuz dört çocuk bayramı artı bir gün

Sayısız doğum günü balonu artı bir gün

Sonsuz çocuk kahkahası artı bir gün

Pür’ü neşe artı bir gün

Artı bir gün…

Koca gövdesini bana döndürerek, “Anladın mı ihtiyar Necip?” dedi, “Buranın en eskisi sensin, diğerlerine de haber et, sen anlarsan hepsi anlar bunların.”

Anladım Beyim dedim; dışımdan… Otuz dört yıl artı bir gün dedim; içimden…

Belediye memurlarının arkasından bakarken, “Napacağız Necip ağabey? ” dedi Topal Yücel. Napacağız söyleyeyim sana dedim, Samatyalı Fırfır Pakize bu gece son kez dönecek ve de diğerleri, tekmili birden bu gece son kez…

Şaşkınlıkla yüzüme bakan Topal Yücel, “Ama lunapark bomboş Necip ağabey,” dedi. “Tüm bunlar kim için?” Bizim için be Yücel dedim; bizim için…

Yaman Bekir’e, Kara Cevdet’e, Madam Yordis’e, Karavana İsmet’e haber et; gelip dursunlar işlerinin başında. Hepsinin, başlarında bir ömür geçirdikleri, bu “paslanmış makineler” le vedalaşmaya hakkı var, tıpkı buraya gelen her çocuğun kahkahasında hakları olduğu gibi… “Bir kahkahanın ne hakkı olur, Necip ağabey?” dedi Yücel. Olmaz mı? Elbet olur Yücel dedim; çelimsiz omzuna elimi koyup. Belki de en çok, samimiyetle atılmış bir kahkahada hakkı olur insanın.

Cevval çocuk bu Yücel, aramıza en son katılan o. Çalıştığı fabrikada, bir iş kazasında sol bacağının dizden aşağısını kaybetmiş; sonra da işten çıkarılmış. Karısı Nigar, ancak birkaç ay dayanabilmiş bu duruma, iki kızını da önüne katıp, Manisa’ya baba evine dönmüş. İki göz oda evine uğramaz olmuş Yücel’ de… Lunaparkın arkasındaki otoparkta ve Samatya’nın dar sokaklarında değnekçilik yapıyor artık. Benim gidecek bir yerim olmadığından ve burayı terk edememe laneti tüm hayatıma karabasan gibi çöktüğünden mütevellit, zamanında burada ağırladığımız bir İtalyan sirkinden kalma, lastikleri patlak bir karavanda kalıyor; rüzgâra eşlik eden metal gıcırtıları arasında uyuyorum. Eskiden iki hayat vardı bizim için; lunaparkın en görkemli zamanları, meşhur Yedikule Lunaparkı… Işıklı, kalabalık, gürültülü hayatımız ve gece yarısı şalterleri indirip, diğer insanların arasına girdiğimiz renksiz, ışıksız hayatımız. Ama gün doğduğu gibi, herkes rüyalardan dönerken, bizim rüyamız başlardı. Işıklı ve renkli rüyalar görme sırası bize gelirdi. O yüzden bu adı vermemiş miydik? Yedikule Rüya Lunaparkı… Son iki senedir Yedikule Rüya Lunaparkı kapalı. Dedim ya bir ben kaldım. Diğerleri ya çocuklarının yanında ya da pek dönmek istemedikleri evlerinde… Madam Yordis, kızının tüm ısrarlarına rağmen Nasliç’e, kızının yanına gitmedi. Balıklı Rum Bakımevi’nde kalıyor.

Topal Yücel, ona verdiğim görevi, gönülden bir vefaya sarıp, emir telakki etti zannımca. Öyle ki, bu küskün ve “vazgeçmiş” ihtiyarları bir araya getirmeyi başardı. Yedikule Rüya Lunaparkı’nın “rüya” ekibi… Bize bu ismi, belediyenin toplu sünnet şöleninde, oyuncaklara binmekten bitap düşmüş, mutlu bir çocuk vermişti; pek gülmüştük…

Hepsini kanlı canlı karşımda görünce coşkulu bir sızı hissettim içimde. Coşku ve sızı…

Hepimiz heyecanlıydık; yorgun, yaşlı ve yaslıydık da aynı zamanda. Madam Yordis yürümekte zorlanıyordu. Bakımevi ona eşlik etmesi için bir hemşire görevlendirmişti. Kızcağız etrafa şaşkın şaşkın bakıyordu. Bakımevinde sıradan bir yaşlı olarak gördüğü Madam Yordis’in, Yedikule Rüya Lunaparkı’nın göz bebeği meşhur Medyum Yordis olduğunu öğrenince şaşkınlığın yanında biraz ürktüğünü hissettim. Kuvvetle muhtemel, Madam Yordis’in gaipten dostlarıyla kurduğu dünyaya birkaç kez şahit olmuş ama anlam verememişti; sanırım şimdi her şey yerli yerine oturuyordu genç dimağında…

Karavana İsmet her zaman olduğu gibi nefes almakta zorlanıyordu. Gençliğinde yakasına yapışan ve onu bir yıl boyunca Heybeliada Sanatoryumu’nda hapseden verem, hayatı boyunca nefesine haciz koymuştu.

Yaman Bekir bir tövbekârdı. Ona böyle söylememizi isterdi. Yedikule’nin meşhur kabadayılarındandı. Sayısız kez hapse girip çıkmış; sonrasında her şeyden elini eteğini çekip, aramıza katılmıştı. Yedikule Rüya Lunaparkı onun tövbe kapısıydı…

Kara Cevdet Bulgar Çingene’siydi. Aç kalırdı, ağzındaki dört altın dişi satmazdı. Hepimizin neşe kaynağıydı. Onca yıl boyunca bir kez yüzünün düştüğünü gördük; çok sevdiği karısı Gülezar öldüğünde. Şimdi gene gülüşü gölgelenmiş geldi bana; ama Kara Cevdet değil mi? Yapar bir numara, güldürür bizi eskisi gibi…

Hepiniz evinize hoş geldiniz diyorum. Yedikule Rüya Lunaparkı bu gece son kez açılacak; sadece bizim için… Madam Yordis çocukça alkışlıyor, diğerleri de sanırsın yeni yetme delikanlı.

Yaman Bekir, “Yapabilecek miyiz?” diyor, ” Çalışır mı ki Samatyalı Fırfır Pakize?” Topal Yücel sizi bulup getirene kadar, ben bir elden geçirdim hepsini diyorum. Gerisi onların vefasında, yarın gün doğumuna kadar vaktimiz var…

“Akşamın iyice inmesini bekleyelim,”diyor Madam Yordis. “Kuvvetli bir poyraz çıkacak, bize yardımı olabilir.” Yaprak kıpırdamayan, kupkuru havada poyraz?  Susuyoruz elbette, ne mucizelerine şahit olduğumuz Madam Yordis diyorsa vardır bir bildiği der gibi bakıyoruz birbirimize…

Gün ışığından sıyrılmak, arkamızda bırakmak, gölgelerimizden kurtulmak istiyoruz. Aydınlık beraberinde gölgelerimizi de getiriyor çünkü… Bizler Yedikule Rüya Lunaparkı’nda saklanıyorduk. Gece, tüm o kalabalık, ışıklar, oyuncaklardan gelen jeton sesleri bizi saklıyordu. Bir süredir “çıplak” aydınlığın içinde, tüm kusurlarımız görünür olmuş, tüm yaralarımız açıkta… Şimdi son kez ışıklardaki karanlığa sığınma vakti. Ta ki güneş doğup, tüm yaralarımızı ve yalnızlığımızı görünür kılana dek.

Gün geceye erişince, tam da Madam Yordis’in dediği gibi sert bir poyraz çıkıyor. Oyuncaklardan gelen gıcırtı sesleri, sabırsız bir çocuk gibi konuşuyor bizimle. Madam Yordis başına şahmeran tacını takıp, minderlerin üstüne kuruluyor. Yaman Bekir, Samatyalı Fırfır Pakize’nin başında. Karavana İsmet, tüfekleri tekrar yağladı; balonlarını şişirdi. Kara Cevdet, çarpışan arabaları bir nizama soktu. Ben, bilet kulübemde olan biteni gözlemliyorum. Topal Yücel, şalterlerin başında; sanırsın panayırın tek çocuğu o, öyle mutlu… Kaldırıveriyor şalterleri, nefeslerimiz mühürlü, gece bir sığınak, poyraz ilahi destek…

Döndükçe dönüyor Samatyalı Fırfır Pakize…

Zabıta Müdürü Rıfat’ın, “Toplayın çer çöpünüzü bu gece!” deyişi geliyor aklıma. Bizim çer çöpümüz de bu işte Müdür Rıfat diye bağırıyorum. Susmuyorum bu sefer, hiç susmuyorum…

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz