
Teselya büyücülerinin avuçlarında mavi Ege küresi. Bu kürede yerin yüzü vecd, yerin yüzü bin âlem ve yerin yüzü bin ada. Hepsi Danyel’in parmak uçlarındaki Akdeniz. Hepsi Troya rüzgârlarında yırtılan tacir kumaşıydı yelkenlerimiz.
Bu ömür ırmağında binlerce batık idik. İyi bir tanrının elindeki flütü dinlememiştik. Hepimiz biraz tembel deniz altı istiridyeleri idik.
Sonra karaya çıkıp kara toprağa vurdum kendimi. Toprağın tuzağı çöllerdi. Çölde refah tanrısı Menat’ın ellerinden su içtim. Gözlerime baktı ve “ruhun sebk-i hindi ile dokunmuş,’’ dedi.
Kendimi bulmak için bir incir altına oturdum. Her bir tarafı Nasranî gölgeydi. O gölgede önce hırkamı çıkardım. Bileklerimden mührü arzı söktüm. Gövdemden derimi yüzdüm. Etlerimi kestim. Damarlarımı çıkardım ve kemiklerimi bir kenara koydum. Mührü Arşa vardığımda göğüs kafesimde pıt pıt bir sen atıyordun.
On Üçüncü Nefes Ve On Üçüncü Sesleniş (Mecazlar)
Afyon kamışında zamanı dişliyorum. Orada göğüs kafesin ıssız bir ada; garip, yabancı ve kurtarıcı. Kokun çam soluğu; serin ve rüzgâr dolu yüz yirmi sekiz dikişli bir kadın şiiri.
Lal
Kâhin Kemiği Yazıtında, “her şey bozulmaya ve her şey düzelmeye mecburdur,’’ diye yazıyordu. Yazıyı okuduğumda; Çöl geceye sokulmuştu, sessizlik harabelere çekilmişti ve yüzünün biçimi bir orman gölgesiydi.
Oysa benim koynumda iki emanet vardı: Biri kitaptı ve bir diğeriyse sünnetti. Çünkü ben Ebu Turab idim, çünkü ben toprağın babası Ali idim, çünkü ben düşman doluydum.
İçimdeki İki uçlu bu kavgaya bir bakın. Dünyanın bir tarafı gök gürültülü, bulutlu, yağmurlu kış mevsimi. Bir tarafı kuru, çorak, güneşli yaz mevsimi. Ve tam ortasında bir meyhane.
Meyhanenin tam ortasında; ben ve sen, şiirler ve imgeler, kitaplar ve yollar, dinler ve milletler. Hepsi başkalarına yığdığımız hikâyeler.
On Dördüncü Nefes Ve On Dördüncü Sesleniş (Yeşim Taşı)
Tortusu aşk olan bir gerçek kendiliğinden olur. Bu gerçeklikte buğday başağındaki gün ışığı sensin. Bu dokunmak gibi; ılık, serin, kızıl, sessiz ve sakin. Ağaçların bahar çağrısına kulak ver. Gülüşün bir tomurcuğun çiçek açışı; ilk acı, ilk sancı ve ilk koku gibi ruhani.
Mehmet A. Başkurt’un diğer yazıları
Röportaj
Gamze Kartal’ın Sanat Pratiği Üzerine Bir Röportaj
8 Temmuz 2026
Eleştiri
Yedinci Bianele Yedi Kelime ile
21 Haziran 2026
Eleştiri
7. Mardin Bienali Üzerine
12 Haziran 2026
Son eklenenler
Edebiyat
Erhan Şanal’ın Portrelerinde Batik Estetiği ve Çağdaş Sanatın Kesişimleri
15 Eylül 2026
Anı
Andreas’a Mektup Yok
12 Eylül 2026
Edebiyat
YAŞASIN ADLİ KONTROL ŞARTIYLA SERBEST BIRAKILIYORUM!
10 Eylül 2026
