Ana Sayfa Edebiyat Deneme Ah O Gemide Ben de Olsaydım

Ah O Gemide Ben de Olsaydım

Mele Lokman’a, “Yav mela, duydum ki sen muska yazıp adam uçurabiliyormuşsun. Baban xeyrine bize de yaz bir tane, biz de bir iki tur uçalım” demişliğime, “Lan oğlum; adamlar demiri uçurup aya çıktılar siz hala kâğıttan medet umun. Hasittir oradan! Muskaymış?” azarı karşısında, “Way, Melle! Rasmussen,  gunnê te rasmusê rebbî” demek isteyişimi sizlerle paylaşmak istedim sevgili okur. Şimdi nereden çıktı bu “Sofî-mele diyalogu”cu kekelerim! “Vallah Dino yazmışsa mutlak bir yere bağlar”cı pek kıymetli sıkı Dino okuyucuları ve “ Lan Dino, bize Homa suyu sözün vardı ama bir biranı bile içemedik”çi Siverekli hemşehrilerim! 

Zamanlar  önce, “Ah o gemide ben de olsaydım” tribal enfeksiyonundan muzdarip kekelerin Gazze’ye İnsani yardımını taşıyan İhh’nin, Devlet babadan 1.8 milyon dolara (Bu parayla yepyeni bir Filistin kuruldu beahh) satın aldığı Mavi Marmara gemisine, elinde AK47, belinde Desert Eagle (Bkz. youtube ya da google) olan İsrailli teröristlerin düzenlediği saldırı sırasında gemi sakinlerinin askerlere demir çubuklarla saldırması “Bizler” ile “Onlar” arasında teşhir edilmesi gereken en büyük farklılıktı sevgili okur. Bizler, yani yazılı kâğıtla uçmaktan medet umanlar; elimizdeki demir çubuğu delip barutla desteklemeyi akıl edememezliğimizden ya da gerek duymamışlığımızdan kaynaklı olacak ki adamlar “Bizler’’i delik deşik ettiler. Klasik Orta Doğu anlama tarzı olan, “İman Gücü” dedikleri koruyucu kalkanın işe yaramazlığını da deneme yanılma yoluyla anlamış olduk. Neyse, “Ne içersen onu işersin.” hesabı “Ölmeye ölmeye ölmeye geldik. Yardımı Gazze’ye vermeye geldik.” sloganlarıyla gidenler ölmüş oldu. Anında dünya koskoca bir tiyatro sahnesine dönüştü ve bütün canlılar insanı oynamaya başladı. Pilateus’un, “Ecco Homo,” sunun şaşırmış, alaya almış ama yememiş versiyonuyla biz de, “Ecco Homo!!!” dedik. Kendi ülkesinde çocukların ölüm emrini verenler Gazze’deki çocuklar için kıçlarını yırttılar ama ne miken oldu ne de takan. Ne de olsa iyi bir Dino okuyucusu zeki görünümlü eblehleri, doğan görünümlü şahinleri, mazlum görünüşlü zalimleri şakkada şıp tanır. Tanımalıdır.

Sevgili, “Lan, bu yazı neden sevgili bilmem neciler diye başlamadı?”cı gözden kaçmaz ağabeylerim, pek değerli Nikaragualı hemşehrilerim ve pek kıymetli, “Abi İsrail’i vuralım! Yemin billâh kahvaltıyı Suriye’de, öğle yemeğini Netenyahu’ nun odasında Kudüs’te yeriz.”ci 1974 model demode kekelerim!

Çağımız artık, “Elde kılıç belde hançer / hep muzaffer hep muzaffer.” lerin değil, kütleyi enerjiye dönüştürüp mevzu bahis enerjiyi kırmızı bir düğmeyle kontrol edebilenlerin, önlerine esir kafileleri sürebildikleri bir çağdır. Savaşlar artık bir alana ihtiyaç duymamaktadır. Dünyanın bilinen ve bilinmeyen her karış alanı savaş alanıdır. Her hedef vurulabilir menzildedir. Haliyle öğle yemeğine davetsiz misafir olmaya niyetlilerin daha kapı eşiğinde, “Tıktık pamuğu! Selametle babam. El Fatiha!” ya yakınlıkları herhangi bir amcazadenin parmağının mevzu bahis kırmızı düğmeye yakınlığı kadardır. Ben bu cümleleri yazarken, “Beççebaz” İranlı kekelerimin, “Filistin Ulusunun Müdafaası İçin Toplum” adlı örgütü Gazze’ye resmi bir gemiyle yardım götürme kararı almıştı. Söylenceye göre en son savaş deneyimlerini 1988 de Iraklılarla yaşamış Pastarlar (Devrim Muhafızları) gemiye eşlik edeceklerdi. Bu da demek oluyor ki deneme yanılma yoluyla anlama yetimizi bile kaybetmişiz ki aynı şartlarda aynı sonucu verecek bir deneyi “Du bakalım bu kez ne olacak“ diyerekten, “Tekrar deneyiniz” yazan kola kapağını defalarca kapatıp açma geyiğine benzer bir pratikle tekrardan deniyoruz. Beyninin %99.2 si kırmızı noktaya odaklı ‘Bizler’ in kırmızı düğmenin sahiplerine karşı galebe gelmesinin mümkünlüğü, imkansızlığın mümkünlüğü kadardır. “ Be deryayî menfe’at bîşomar est / Ger xahî selamet der kenar est*” diyerekten hem İranlı kekelerime tavsiye eder hem de paragrafı noktalamıştım.

Aradan geçen epey zamana rağmen Orta Doğuluların anlama/kavrama yeteneğindeki miskal-î zerre değişmezlik hayal kırıklığı kadar “ olacağı buydu sofî “ haklılığını da beraberinde getirmiş olmalı ki kendini ‘Zülillah-fil erd.’ zan eden Betçebaz Qasim Süleyman’ın göklerden gelen bir kararla zerre-î koçekterînlere ayrışmasına  tanık olduk. Ömür billah Kudüs’ü görmediği, Kudüs’ü işgal(!) edenlere taraf tek mermi sıkmadığı  halde kendisini Kudüs Tugayları komutanı olarak gören bu zat-i meftanın geçmişinin karanlığını internetten araştırmayı sizlere bırakıyorum. Allah-û ‘alim, bombayı bırakan uçağın şoförünün sarışın mavi gözlü olduğu rivayet ediliyor. 

Neyse efenim, yazının bir yerinde geçen, “Ne içersen onu işersin “vecizesi ve yazıda geçmesi gerekirken geçmeyen, “Yerdekine zulüm etme ki göktekinden merhamet bulasın.“ vecizeleri eşliğinde sizleri sonuç bölümünün erektal hazzına bırakıyorum; 

“Ha kırmızı nokta ha kırmızı düğme ne fark eder leyn? Önemli olan renktir.”ci Daltonist kardeşlerime, pek kıymetli, “Wallahi haklısın Dino, adamlar Yom Kippur ve Sapta Günü haricinde ki tüm zamanlarını (sevişme zamanları hariç ki bu eylemselliklerinde bile bir üretim söz konusu… Çalışarak, üreterek geçirmiş “Elden ne gelir?”ci kader, kısmet kail hemşerilerime ve pek kıymetli, “M.kerim adamların takkesini ha! Siz verin silahı, alaylarını Ağlama Duvarının müdavimi yaparım.”cı intihar meyilli kekelerime armağanımdır. Sizleri selamlıyorum.

*Denizin faydası saymakla bitmez / ama selamet istiyorsan sahilden ayrılma

Önceki İçerikEftalya
Sonraki İçerikDevridaim
Erdal Alper
Site editöryası kendimi tanıtacak bir özgeçmiş istemişti. İnsan en çok kendisine yabancı olan canlıdır hesabı soruya cevap vermek için kopya çektim. “dünya küresinin, Türkiye qariyesi Mardin sakinlerinden; ismi önemsiz, Cismi değersiz, çaresiz ve kimsesiz bir Abd-î acz.* *1960 lı yıllarda Elazığ tımarhanesinde vefat eden bir“ delinin” son arzuhalinden kopya edilmiştir.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz