Öykü

Eksilen

“Fazilet hazır mısın?” diyor babam, “Şiir haftasında okuyacağın şiiri ezber ettin mi?” Ettim babacığım diye atılıyorum; önüme düşen asi perçemi geri atarak. İstersen şimdi hemen okurum, tek nefeste… “Şimdi olmaz,” diyor babam; bond çantasını eline alıp, kapıdan çıkarken. “Hatırlat! Dinleyeyim sonra.” Tek nefesin ucunu yutuyorum ben de; okurdum hâlbuki bir çırpıda. Peki, babacığım diyorum; yuttuğum dizeler boğazımı yakıyor.

Şiir haftasının bitiminde okullar kapanıyor. Yazın geldiğini sabahları seyyar arabasıyla Karaköy poğaçası satan Rıfat abinin geçişinden anlıyorum. Kışları memleketinde tütün işleriyle uğraşıp, yazları İstanbul’a poğaça satmaya geliyor. Bir de pervazla tülün arasından, perde üç parmak daha uzun olsa kapatacak yerinden sızan güneş, altından bir ok gibi gözüme saplandığında anlıyorum yazın geldiğini. Şiir haftasının yaklaşıyor olması tüm sınıfı heyecanlandırıyor.

Öğretmenimiz Müzeyyen Hanım, “Okuyacağınız şiiri bu sene siz seçeceksiniz.” dediğinde telaşa kapılsam da ablamın kitaplığı imdadıma yetişiyor. Özdemir Asaf, Edip Cansever, Turgut Uyar, Orhan Veli, Attila İlhan, Nazım Hikmet, Nilgün Marmara, … Hepsinin ismini ilk defa duyuyorum. Dünyanın etrafını saran kelime öbekleri canlanıyor zihnimde; yaşayan, soluk alıp veren kelimeler. Okuyacağım şiiri sonunda seçiyorum. Gülten Akın’ ın Güvercin Ağıdı adlı şiirini okuyacağım. Okudukça çoşuyor içim, okudukça ağlıyor, okudukça gülüyor. Demek şiir böyle bir şey diyorum, “iç”ler karmaşası.

Güvercin Ağıdı

İkimiz de güvercini sustuk
Gökyüzü her günkü yerindeydi
Leylakların günü sonra
Süsenlerin günü
Sonra güller bütün bir yaz
O yoktu tek
Uzun boynundan bilirdik
Kanat seslerinden

Her şey yerli yerindeydi
Tek oydu eksilen
İkimiz de güvercini sustuk
Balkon soldu


Akşam yemekten sonra koltuğunda uyuyakalıyor babam; yorgun ellerine, süzgün yüzüne, çukuru daha da belirginleşen gamzesine bakıyorum. Uyandırmaya kıyamayıp, güvercinler bekler diyorum fısıltıyla. Odama dönüp, şiirimi ezber ediyorum yeniden. Güvercin uykusuna dalıveriyorum, bu sefer de okuyamıyorum babama şiirimi.

Sabah güneşinin altın okları vurmadan uyanıyorum. “Sabah sabah başlama sakın,” diyor ablam. “Yetti artık bu şiir!”
Güvercin adımlarıyla yatak odasına doğru yürüyorum. Annem, “Hiç bakma,” diyor. “Gitti baban.”
Yüzündeki bezgin ve mutsuz ifade güvercin kalbimi sızlatıyor.

O gece babam eve gelmiyor. Perdenin aralık yerinden bahçe kapısına bakıp duruyorum gece boyu. Sabah ablamın ve annemin zoraki neşesi daha da canımı sıkıyor. Annem bir de kanat dikmiş elbisemin üstüne, bana sürpriz! En sevdiği oyuncağı kırılmış ama ağlarsa arkadaşlarının yanında küçük düşeceğinden korktuğu için yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştiren sokak çocuğu gibi duruyorlar karşımda. Kanatlardan uçuşan tüyler, göz pınarlarımızda biriken endişe ve hüznü önüne katıp salona doğru sürükleniyor. Gitmeyeceğim şiirimi okumaya diye ağlamaya başlıyorum, babam duymadı daha! Kanatlarımı takıp, çıkıyorum masanın üstüne, başlıyorum bağıra çağıra şiirimi okumaya. 

Her şey yerli yerindeydi

Tek oydu eksilen

İkimiz de güvercini sustuk

Balkon sustu

*Gülten Akın’a saygı ve özlemle…

Yazar: Eda Özdemir

Eda Özdemir, 17.04.1979’da İstanbul’da doğdu. Bursa Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü mezunudur. Naile’nin Çığlığı adlı öyküsü Kadın Yazarlar DerneğininKonuşamadıklarımız temalı 2020 öykü seçkisine kabul edildi. Okumayı öğrenmenin hayattaki en büyük devrimlerden biri olduğuna, Dostoyevski’nin, Virginia Woolf’un ve Tezer Özlü’nün bu dünyadan olmadığına inanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir