Ana Sayfa Zamansız O An Anlatı Hrisi’den Gelen Utanç

Hrisi’den Gelen Utanç

                                                               Hrisi’den Gelen Utanç

Daha büyük şehirlere ve şehirlerin türlü gürültülerine alışkındım. Neden gelmiştim bu köye bilmiyorum. Belki de dinlenmek… Dinlemek zihnimin müziğine iyi gelecekti.

Burası gördüğüm bütün köylerden çok daha güzeldi. Yan yana sıralanmış müstakil evler, evlerin çoğunun geniş terasları ve teraslarında Amanos Dağlarını izleyen geniş ferforje salıncakları vardı. İnsan saatlerini hatta tüm ömrünü huzurla geçirebilirdi burada.

Kiraladığım evin alt katında ev sahiplerim yaşıyordu; orta yaşlı bir çift ve epeyce yaşlı anneleri. Neredeyse bir asırdır yaşamın rengine gözleri ve yüreği aşinaydı annenin. Yaşamın bunca şahitliğine ve bu şahitliğin yüzünde bıraktığı yaşam çizgilerine sonsuza kadar saygı duyabileceğimi hissediyordum. İnsan saygı duymayı bilmeliydi.

Ne demekti ki saygı?

“Başkalarını rahatsız etmeme inceliği…”

Nicedir anlamını yitirmiş sözcükleri düşünüyordum; “Saygı” da bunlardan biriydi.

O gün, alt katta bir temaşa vardı. Bahçede iki büyük tandır yakılmış ve koca kazanlarda bir şeyler pişiriliyordu. Ev sahiplerimin kızları, oğulları, torunları avluyu doldurmuş, neşeli sesleri yankılanıyordu. Onları izlediğim fark edilince sesler bir an da kesilmişti. Gözlerim yaşlı anneyi aradı, eğer onu görürsem ne yapmam gerektiğine kolayca karar verebileceğimi düşünüyordum.

Bu köyde yabancılara hep tereddütle yaklaşıyorlardı. Sebeplerini tahmin etmek elbette benim için zor olmayacaktı.

Kimi şeyleri Tahmin etmekten nefret ediyorum. İnsana hüznü önceden aşılayan bir hissiyat bu! Bilebilmenin çoğu zaman acıdan başka getirisi yok.

Sonunda gözlerim yaşlı anneyle buluşmuştu. Gülümsedik birbirimize. Kendimi, ne yapmam gerektiğine karar verememe tutsaklığından kurtulmuş hissettim. Ardından bir güvercin hafifliğinde salıncağıma kondum. İşte Amanoslar! Gözümün hapsinde nasılda ihtişamla salınıyorlar.  

Az sonra kapım çaldı. Yaşlı anneydi gelen. Merdivenleri güçlükle çıkıyordu. Yine de yardım etme teklifimi kabul etmedi. Evime ilk kez çıkıyordu. Gerçi taşınalı çok uzun zaman da olmamıştı. Terasa geçip yumuşak minderli somyanın üzerine oturdu. Yüzü anneanneme ne de çok benziyor diye geçirdim içimden. İstediği bir bardak suyu içerken de babamın halası Hatice’ydi sanki. Gülümsedi yine ve ellerimi avuçlarının arasına alarak konuşmaya başladı:

“Biz insanız… Biz de insanız. Bak ellerim seninkiler gibi sıcak. Allah da hepimizin Allah’ı. Seni de beni de o yarattı. Bugün bizim bir kutlama yemeğimiz var, adı da Hrisi. Eğer kabul edersen, yemeğimizi yersen sana da getirmek istiyorum. Bugün yemek yapmazsın, işine gücüne bakarsın hem. Tadı güzel, tertemiz yapıyoruz. Yemiyor bazı komşular, sen yemeğimizi yer misin? Getireyim mi?”  

Uzun zamandır kendimi böylesi ayrımların bahsinden dahi uzak tutmuştum. Birden bire karşıma çıkışı, bana tüm aidiyetlerimi yeniden sorgulatmış, onların Alevi, Alevilerin yemeğinin yenmediği kalp karalığı başımı döndürmüştü.

Utandım. Tanrı insana böylesi bir utanma yaşatmasın demeyeceğim. Ancak böylesi bir utanma hissi bize insan onurunu sorgulatabilir ve insan olabilmeyi anımsatabilir. Başkalarını böylesi çekirdek kabuğunu doldurmayan, bu çağa sonsuza kadar ait olamayacak vasat inanç bahaneleriyle incitmemeyi, iki büklüm eylememeyi üstünlüklerimiz karşısında öğretebilir.

Saygı… İçi doldurulamayan her sözcüğe aşk olsun!

Bu arada yemek güzeldi.

Önceki İçerikMerhum
Sonraki İçerikOn Yedi Mart Mektubu
Rabia Çelik Çadırcı
1982 yılında Şanlıurfa'nın Bozova ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğretimi ilçede, liseyi Şanlıurfa merkezde bitirdi. Eskişehir A.Ü. İktisat Fakültesi İktisat Bölümü’nü yarıda bıraktı. Uzun zamandır Mersin’de ikamet etmektedir. Çeşitli dergi ve gazetelerde öykü, şiir ve yazıları ile yer aldı. "Gece Saçlı Kırlangıçlar" adlı öykü kitabı 2017 yılında yayımlandı.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz