Metaforik Düşünce

İKİSİ ufak B’İRİCE

İnsan, çocukluk kahramanlarından bile…
Doğrultmaya yakın belini…
Tiksiniyor!

Bir insanın domateslerden nefret etme sebebi tadı veya kokusu dışında bir kavram da olabilir.
Yani bilmiyorum belki de ona dokunan eldir.
Ona yüklediği manadır.
Aç kalasınız metafor yönetmenleri!

Ya da yemeği…
Tatmadan tuz bocalayan bir kızın…
Bakteri hasreti?

Annem…
Gece uyumadan önce yaptığı son şey…
Sabah kahvaltıya doğramak üzere mutfak taşının üzerine…
Domates çıkarmak olurdu.
Kışın salatalığın tadı olmazdı elbet.
Ama domates bağımsızdı bizim evde…
Mevsim fark etmez.
Konulurdu köşeye.

Sabah çıkarmazdı.
Çok soğuk olurdu sabah.
Isınmazdı kahvaltıya kadar.
Dişi sızladı annemin.
Babam kızardı ya da…
Babam hep kızardı aslında.

Üç domates konulurdu tezgâha.
Yıllarca…
İki ufak biri irice…
İri olan babama mahsustu.
İki ufağı da biz pay ederdik.
Peynir olmazdı bazen sofrada.
Ama domates bakiydi orada.
Sofra serildiğinde yeri bile belliydi bu meretin.
Tam orta noktaya…
Herkes rahat ulaşabilsin diye.
Ya da rengi iştah açsın falan…
Kabuldü her şey…

Yıllar yılı bozulmadı bu.
Bir hırsız girse gece vakti.
Hazırdı çalacağı kırmızı toplar.
Başka bir şey kalmazdı ortada…
Bu toplar kadar.

Sonra bir gün…
Tezgâh boş kaldı evde.
Kırk gün kadar çıkmadı o üçlü.
Ziyaret falan da çarpmadı bizi.
Anlamadım arasını.

Kırk birinci gün…
İki küçük yerli yerinde bekledi suya kalktığımda.
Annem unutmuş sandım.
Anlamadım!
Büyüğü de ben çıkardım.
Sabah açınca gözlerimi…
Sofrada o büyük vardı.
Yanında bir bıçak!

Ben annemin domates çıkarmayı unuttuğunu sandım.
Ben annemin iki taneyi çıkardıktan sonra işi olduğunu sandım.
Komşuların kapıyı çaldıklarını sandım!

Ben…
Ben nerden…
Nerden bileyim ulan!

Babamın öldüğünü!

İşe gitmedi o gün annem.
Ben okulu bıraktım çoktan.

Biri kapımızı çalana kadar elimde bıçak…
Biri kapımızı çalana kadar önümde domates…
Biri kapımızı çalana kadar yanımda annem…
Sonra çaldı biri kapımızı…

Domatesleri çıkaranı da aldı benden.
Kırk birinci gün.
Gece uyumadan…
Bu kez bana düştü bu görev.
Üç tane çıkardım.
Yerli yerince…
Köşede beklettim onları.
Sabah doğdu güneş.
Daha çok kızardılar.
İkisi küçük biri iri…
Kapımız çalana kadar…
Kimsen yok!
Dedi biri!
Pazara gidemez oldum yıllardır.
Kasa içinde görünce pazarcılara sarıldım.
Ağladım insanların ortasında.
Her sabah…
Kalktım koydum onları önüme.

Birisi kapımı çalana kadar elimde bir bıçak…
Birisi kapımı ha çaldı…
Ha çalacak!

Ben küçüğü yemedim.
Annem de dokunmadı.
İri olan kaldı orada.
Çürümeye başladılar sonra.

Ben…
Ben nereden…
Nereden bileyim ulan!

Annemin çürüdüğünü!

Ve şimdi hasta gözüyle bakıyorlar bana.
Domateslerle kafayı bozdu diyorlar.
Duyuyorum.
Okulunu okudum tek başıma.
Bırakmadan bitirdim onu!

İnsanların aklını attı dediği şeyin ne olduğunu anlamak için verdim yıllarımı.
Akıl…
Akıl kuştur anladım.

Ve ben…
Ben nereden…
Nereden bileyim ulan!

Aklımı atacağımı!

Annemle babamı yan yana gömdüm.
Aynı zamanda ölmediler aslında.
Niye yan yana gömdüm?
Belki de hayattayken yapamadığım şeyin intikamını almışımdır.

İmam görmeden…
Toprağın altında…
Ben…
Ne yapmışımdır?

Mezarlarına…
Bir avuç tohum…
Domates atmışımdır.
Her gün…
Sanki…
Sanki sulayınca…
Çiçek verince ektiğim…
Çıkınca domatesler…
Koparıp onlarla beraber…
Sofraya oturacakmışımdır!
Es geçmeden perşembeleri…
İlaçlamaya kalkmışımdır.

Sonra çıkmıştır o mezardan…
Biri küçük biri iri…
Bakmışımdır.
Eksik saymışımdır.
Ve tam olmasını istemiş…
İki küçük bir iriye…
Artmasını istemişimdir.

Yorulmuşumdur.
Sulamaktan…
Koşturmaktan…
İnsanlardan…
Ya da tek başınalıktan değil…
Yalnızlıktan!
Domateslerden…

Ve ikinciye tamamlamak adına…
Ben de onların…
Üzerine yatmışımdır!
Bu kez boyuta bakmadan…

Boş kalmıştır tezgâh üstü…
Boş kalmıştır pazar yeri…
Boş kalmıştır annem eli…

Ve her şey bittikten sonra…
Sofrayı taşırken içeri…
Masada oturanların dahi…

Ölüsüne bakmışımdır.
Ölüme alışmışımdır!

Yazar: Haydar Alper Eser

Ağustos 1998’de Diyarbakır’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini bu şehirde tamamladı. İki ayrı lisans derecesinden, ilki Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık (PDR), ikincisi ile İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimidir. Eylül 2019’da ‘’KİMLER İÇİN YAZDIM?’’ isimli nesir kitabı ile okuyucu karşısına çıktı. Kendi kitabını bir tiyatro metnine çevirip bunu iki perdelik müzikli bir oyun şeklinde farklı konumlarda sergiledi. Özellikle kültürel farklılıkların psikolojik bağlamdaki yeri, ölüm olgusu, zenofobi, çocukluk dönemi getirileri ileri yaşlara etkisi gibi soyut sayılabilecek konuların gündelik hayat üzerindeki etkisini inceleyip işliyor. İçerikleri çeşitli yayın mecraları tarafından kabul görülmeye ve yayınlanmaya devam eden Haydar Alper, şu an İstanbul Medeniyet Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine devam etmekte ve bölgesel gazetelerde köşe yazarlığı yapmaktadır. Zaman ayırıp inceleyen gözlere sağlık, yayınlama nezaketi gösteren fikirlere de selamet diler.

This Post Has One Comment

  1. Haberdiyarbakir.Org Cevapla

    Haydar Alper Eser 2019 Yılından Beri Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansında Köşe Yazarıdır Başarılı Bir Yazar Kendisine ve Ailesine Kadim Slmalar ve Sevgiler Teşekkür Ederiz.
    Haberdiyarbakir.Org Haber Ajansı (Efe Şeran) Dijital Medya Kuruluşu Adına…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir