Ana Sayfa Edebiyat Deneme Rüzgara Dua

Rüzgara Dua

Kaktüs

Kış ayının ilk gününde başlayan bir ahitten bahseder Nasrani bir levha. Bu levha, “sofada kül, kış gibi ölü. Ormanda ses, dağ gibi uğultulu’’ kehanetiyle yatar.

Ve sonra bu levhanın devamında “Habibi Neccar Dağı kayalarına saklanmış kitabı bulun çünkü bu kitap ikinci yaradılışa ve Nuh’a olan inançtır’’ der. 

Kış ayının en uzun gecesinde Habibi Neccar Dağı kayalarına saklanmış kitaba vardım. O kitapta ben sana Bab idim.

Bu Bab’ta; huzurum, deliliğim ve dinginliğim. Mutluluğum, hevesim ve nefesim. Canım, gövdem ve ruhum. Sesim, bağırışım ve susuşum. Gözlerim, ışığım ve karanlığım. Boynum, şah damarım ve tanrım. Hepsi sen idin.

Dokuzuncu nefes ve dokuzuncu sesleniş (Arzu)

İki kavis ve iki yay yakınlığı arasındaki rüyada gördüm: Huzur; basit, sıkıcı ve uzun olan her şeydi. Senin ise saçlarında sabah rüzgarı vardı ve gülüşün geceyi kalbimizden çıkarıyordu.

Lal

Ben Selahaddin, ben beni Ali kabilesinin dervişi, ben bir rüyanın içerisine koyduğunuz gölge. Sanki orada o karanlıkta yapayalnız. İşte yani hiçbir şeyin tam olmadığı yerdeyim.

Ben; bazen bir dilenci, bazen bir âşık, bazen bir deli, bazen bir derviş, bazen de sadece bir tas su isteyen tekmil bir yolcuyum. Sözlerimin bir adımı ilk günden ve bir adımı son gündendir. Çünkü bir sözüm arzdan ve bir sözüm arştandır.

Zaman, anın sonsuz durgunluğundaydı ve sen mavi bir lekeydin gök âlemini uyandıran. Bulutlarla biz sonsuzluğa yol sürüyorduk. Gözlerin cennetten düşmüş yeşil zeytin tanesiydi.

Çünkü tanrı dört unsura ruhunu üflediğinde yedi yeryüzü bölgesinin masalı içerisindeki zaman sen idin.

Onuncu Nefes ve Onuncu Sesleniş (Fesleğen)

Güneş yüzüne konduğunda ben kalbimi bir sonbahar yaprağına yatırdım. Asl olansa ben kalbimi ruhuna yatırdım. Burada tanrının zamanı an gibiydin; naif, narin ve kırılgan. Üzerimizde zamanın eli; saçlarında defneyaprağı ve avuçlarında reyhan kokusu.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz