Ana Sayfa Edebiyat Deneme Suyun Masumiyetini Sev, Kudretinden Bahsedeni Taşla

Suyun Masumiyetini Sev, Kudretinden Bahsedeni Taşla

Tılsımın sesiydi kulağına fısıldayan, “Bin kokulu rüzgâr seni bana üflüyordu, bin renkli bahar seni bana fısıldıyordu. Taştan taşan cengâver bir hafızaydın ama bir türlü uyanmadın ve bozkır kervanlarının dörtnala olan çığlıkları altında tepinilen su havzalarına dönüştün. Kerimeler adına hakkın için zulmün mızraklarına karşı gözlerinin oyulmasını, ciğerlerinin parçalanmasını göze alırken birileri, kahramanlar çağına son veren çakal sürüsü ruhlu birileri de bayram havalarında kurban ayinlerindeydi senin için. Senin ihanetini kutluyorlardı. Bin mevsimdin oysa kendi küllerinin soyundan doğan. Şimdi, kartal yuvası doruklarında çakallar uluyor, ne acı!

Kurumuş bin pınarların sırrını benden bildin oysa o günah ben değildim, zaten ben olamazdım ama beni bildin, benden bildin ve o yüzden de tufan artığı bir adres oluverdin. Aşkımdın fakat çöl susuzluğuna dönüşmüş deryalarında Leylasını arayan şaş bir Mecnun’a dönüşmeme sebep oldun. Beni sen terk ettin sevdiğim, sen öldürdün dostum, sen sattın kardeşim çünkü beni terk edip hile ve zulüm kapılarından medet umdun. Senden başka sığınacağım bir limanım yoktu. Sen beni satınca boğuldum, boğulmamı başkasından bildin ama tufana su taşıyan sendin. Ne kısmetsizmişim, ne şansız…

Hayata ve anlama dair dilimdin, yüreğimdin, yoldaşımdın yazık ki ömrüm boyunca yalan bir sırdaşım oldun çünkü yüreğine ve yüreğime saplanan kalleş ve soysuz mızrakları dost gördün. Yüreğimin sana sonsuz güvenen en zayıf yanına en güçlü silahınla saldırdın; savunmasızdım, inandım ve gözünü kırpmadan ölümcül bir şekilde kanattın, kanattırdın beni. O kadim inancım beni bir ömür billah cezalandırıp sana bağımlı bıraktı. Allah o inancımın bin belasın versin.

Yenildin ve yenilginin acısını benden çıkardın, doksan kere yıkıldım. O birileri heykelini dikecekler zannettin ve yaptığın ölümcül tercihlerin sonucunda dilinden, dininden, fikrinden oldun yani yok oldun. Sen benimdin, benim olmalıydın, olmadın ama kendin olarak da kalmadın. Gidip kendini efendi zanneden soytarıların kudret hayallerini suladın. Kararın kendin olsaydın yıllarca ağlardım sevincimden ama yıllarca üzüldüm kederimden.

Zaman ve mekânı ayıkla. Mis ve amber kokularına, Zümrüt-ü Anka huylarına uyan. Uyan artık, türdeşin olan aç insana, isimsiz insana, sahipsiz insana, kimliksiz insana uyan.     

Tufansın sen Tufan kadar giz

Tufan oldun tufandan da giz

Derler ki onlar ermiş muradına ülkesinde, ‘Hakkını istemeye cürret edeceksin yoksa Rabbin olan ben olmayacağım masalında.’  O yüzden dinlememeliydin Homo Deyyusları ama dinledin, yetmedi inandın ve çekip gittin. Yanı başımda bir yabancım, düşmanım oluverdin. Hırs ve kudretin peşinde olduğunu göremedim. Kalsaydın, sen hakkımdın sevdiğim.”

Dünyevi ortamdan kopmuş hayalleriyle boğuşurken ufuk çizgisindeki gemiye bakıyordu. Gemiyi hala görüyordu ama gemi uzaktı artık. Yükü anı yüklüydü geminin o yüzden çok yavaş uzaklaşıyordu, anılar çok ağırdı.

Etraf kuru ama kalabalıktı. Birden beyninde migrenler patlamaya başladı, yüreğine ışık hızında saplanıp çıkan hançer darbeleriyle boğuşmak zorunda kaldı. Ağır yaralıydı, o yüzden gemiye bakmaktan vaz geçti çünkü bakma takati gittikçe ölüyordu. Son bir umutla önüne baktı ve hemen önündeki sahilin kumundan dikkat çekecek kadar büyüklükte olan kumun içindeki bembeyaz çakıl taşını aldı ve anı yüklü gemiyi batırabilecek kadar bir hırs ile gemiye doğru olanca gücüyle fırlattı. Denizi korkunç bir dalga tuttu ve taş gemiye doğru bir zaman yolculuğuna çıkarcasına bütün bilim, ilim ve varsayımları yalanlarcasına hızlandıkça büyüdü.

Denize paralel bir şekilde gemiye doğru gittikçe büyüyerek uçarken taş; o omuzuna dokunan dost sıcaklığında olan ele uyandı ve hemen elindeki ikinci taşı aldığı yere bıraktı. Kendini silkeledi, ayakkabılarını giydi ve denize sırtını dönerek kaldığı otele doğru yürümeye başladı. Otele doğru gerisin geriye yürürken denizden kum deryası sahile bir taş küçüle küçüle geri döndü ve bir gemi gözden kayboldu. Son bir kez arkasına baktı, denize… Ve dile gelen deniz dedi ki, “Olanı yaşa, mümkünü iste” O sevgili yok artık, aslından yok… O, artık mümkün olmayan ve bir türlü vaz geçmek istemediği bağımlılıklarının tutsağıdır şimdi ama uyanıp kurtulmak için savaşmaya çalıştığı da belli ama yapmıyor, yapamıyor çünkü ruhunu ve kimliğini satmış ve geri alacak ne parası ne de cesareti var.

Yalnızdı, vardı ama birlikte değildi. Uyku merasimindeydi, uyuyamadı. Her gecesi utanç mabetlerinde ayin azaplarına dönüşmüştü. Birden beyninin içindeki şişeden bir cin çıktı! Deniz patladı, köpükler gözlerden kaybolan gemiye kadar ulaştı. Cin, “Aşk öldü, aşkı ve anlamı kaybettin. Her şeyi yeniden yorumlamalısın, yeniden yazmalı ve yazdığını yeniden yaşamalısın çünkü merhamet, adalet ve vicdan öldü. Kendini yeniden tanımla. Melek görünümündekilerden şeytani darbeler alıyorsun. Karşındanmış gibi yediğin hançerler hemen yanındandır; suyun öte yanından değil bu yanından. Şimdi git ve kendini yeniden tanımla. İçerden hançerleyenler oldukça sana yâr değildir cebindeki adresin. Suyun kudretini değil, suyun masumiyetini sevmelisin ve sana kudretten bahsedeni taşlamalısın.” dedi.

Önceki İçerikAşk Kapısı
Sonraki İçerikDefrag
Gani Türk
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. 2001 yılında yayınlanmaya başlanan ve yayını iki yıl süren Ütopya Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’nin kurucusudur. Daha önce Söylem, Damar, Ütopya, Roman Kahramanları gibi edebiyat dergilerinde şiir, deneme ve yazıları yayınlandı. Yayınlanmış “Cennetin Havarileri ve Zamansız” isimli iki romanı mevcut.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz