5 Eylül 2026

Gani Türk

Gani Türk

Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. 2001 yılında yayınlanmaya başlanan ve yayını iki yıl süren Ütopya Kültür Sanat Edebiyat Dergisi’nin kurucusudur. Daha önce Söylem, Damar, Ütopya, Roman Kahramanları gibi edebiyat dergilerinde şiir, deneme ve yazıları yayınlandı. Yayınlanmış “Cennetin Havarileri, Zamansız ve Hazan Kıyısında Aşk” isimli üç romanı mevcut.

2024 MARDİN BİENALİ VE MIHEME ABÊ

              Dan dan dan! Dalandan, dalamayandan… Sanatın şebeke suyundan, kimlik efendilerinden, kimliksizlerden! Kavramdan, felsefi sanattan, sanat felsefesinden, zamandan, zamansızlıktan, mekândan, mekansızlıktan! Zaman var ama mekân yok diyenden… Yok yok, zaman yok ama mekan var diyenden… Bu da olmadı; o zaman…

YAPAY ZEKÂ EDEBİYATI VE EDEBİ ANLATIDA BİLİNÇ AKIŞI

              Yapay zekâ, korkunç bir hız, arz ve taleple neredeyse hayatımızın her alanında bütün ipleri eline geçirmiş durumda veya ele geçirmek üzere. Yazarından fabrikatörüne, siyasetçisinden çiftçisine kadar herkes yapay zekânın nimetlerinden faydalanmak için sıraya girmiş durumda ve yine herkes kendine…

Annie Ernaux ve Yazmak (2022 Nobel Ödüllü)

“Çevredeki hiçbir şey yaşlanacak kadar uzun ömürlü değildi artık.” “Mutasyona uğruyorduk, yeni biçimimizi tanımıyorduk.” “Bilinç, gezegenin tamamını içine alarak diğer galaksilere doğru genleşiyordu.” “Yine bir şefe biat ve itaat etme arzusu vardı. “Bize öğretmek istiyor ama bizim onlara bir şey…

Yazmak ve Bilinç Akışı Anlatım Tekniği (Bölüm:9)  

“Yazı üreten sevinç bir coşkudur, bir kendinden geçmedir, bir değişim geçirmedir, bir aydınlanmadır, bir sarsılmadır, bir dönüşmedir… Yazma arzusunda tuhaf bir alışkanlık (manyaklık) vardır. Yazar, seyredilmesi komik bir kişidir. Arzusu kendisini sıkıştıran kişidir. Manyaklık derecesindeki arzunun gülünç bir yanı vardır……

Adnan GERGER’DEN YENİ ROMAN (TAVHANE ÇOCUKLARI)

Roman edebiyatında kendi sesini bulmuş sayılı roman yazarlarımızdandır Adnan GERGER. Romanda özellikle kurgusal/içeriksel/temasal anlamda Gerger’in ayrı bir yeri ve potansiyeli var nezdimde. Gerger, hikâyeleri bozup inşa etmede, hikâyeleri katman katman harmanlamada veya hikâyelerden hikâye yaratmada ustalaşmış bir isimdir, özellikle son…

Yazarlarımızdan Zeynep Çelik İle Röportaj

Zeynep Çelik: “YAZMAYI KENDİMLE RANDEVULAŞMAK OLARAK DÜŞÜNÜYORUM” Yazmak bir eylemdir haliyle, bir başkaldırı, bir serüven belki de… Dilden/sözden; yazıya/eyleme dönüşür düşünülen fikir. Yazıya dökülmeyen söz çok eskilerde olduğu gibi sözlü edebiyata dönüşmüyor artık(istisna yerler hariç) uçmaya çalışan söz bir yerlerde…

Adnan Gerger İle Röportaj

“YAZMAK, HAYATIN ZORBALIĞINA İTİRAZDIR” Adnan GERGER:  Yazarın asıl gücü edebiyata bakış açısından ve onu nasıl algıladığından oluşturduğu biçiminden gelir. Bu biçim, düşünsel yazgının kalıplarını kıran biçimdir. Adnan Gerger’le Zamansız Dergi adına,  e-posta yoluyla röportaj yaptım. Bu röportajı çok önemsedim. Çünkü bu…

Beynimde Davul Sesleri

“Evet, aynen öyle; beynim davul ve içerden kıyamet sesler ile tokmaklanıyorum. “Sus kimseler duymasın.” diyor birileri… “Sustukça sıra sana gelecek.” diyor diğerleri. “Susarsan yıkılır bu kent!” diyor ötekiler… Bir de ben, “Hasretinde bilinç maskaradır buralarda, farkındalık biçare, anlam ölü bir…

Beyaz Kelebekler Çağı

(kalbi beyaz, yüreği beyaz, önlüğü beyaz güzel insanlara)Mühürleri gönüllerinde gömülü birer nehirdiler. Gölgeleriyle beraber akıp giderlerdi çorak zamanlara. Uyku ülkesineydi yolculuk… Akıp akıp eksiliyorlardı.Sesler başkalarının şarkılarıydıO yüzdendir ki güller biraz küldüHer hazan birer bülbüldüAn ölümcül bir şekilde yaralıydıZemheri yalnızlıklardan da…

Suyun Masumiyetini Sev, Kudretinden Bahsedeni Taşla

Tılsımın sesiydi kulağına fısıldayan, “Bin kokulu rüzgâr seni bana üflüyordu, bin renkli bahar seni bana fısıldıyordu. Taştan taşan cengâver bir hafızaydın ama bir türlü uyanmadın ve bozkır kervanlarının dörtnala olan çığlıkları altında tepinilen su havzalarına dönüştün. Kerimeler adına hakkın için…

Ateş Buğday ve Metal

Yıldızların akşamüstü sakinliğinde, serin rüzgârların şahitliğinde demlenen zaman bir çay kadar vaz geçilmezdir. Bu nefes demlenmeleri bahar yağmurlarının serdengeçtisidir. Her nefes verildiğinde yağmur umudu taşıyan bulutlar hüznüne dönüşür zaman. Bir şeyler ölür, bir şeyler eksilir ömürden, fakat karşılığında yeni anlam…

Zaman Pazarı

“Günlerden, günü bin yıl ömürlü bir Pazar günü akşamıydı. İn-cin herkes dışarıdaydı. Yok hükmünde serseri bir zaman diliminde Bilge Ay Dede ve Güneşin Çocukları, önüne gelen ile çarpıp, oradan oraya yok olan yıldızlar ile gökyüzü tarlalarında cirit atıyorlardı. Günlerden saati…

Sen Üzülme Gevrek Ömrüm

Sığındığın ve dokunulmaz sandığın Anlamsızlığın boşluğuyla dolu tapınaklar Bir bir yıkıldı ömrüm Unutulmasın diye altınlarla kaplayıp Bin bir umutla sakladığın serüvenler Tek tek eridi ömrüm Toprak kokulu çocuklar doğursun diye Seviştiğin o kadınla belki Çocuk sevincinle Yaşlı yoldaşınla Ya da…

Yuvarlak Bir Dünyanın Yetim Köşeleri

Kahvaltı veren bir kafede sabah öğünümü henüz bitirmiş, çayımı içip kitabımı okuyordum. Böyle yerlerde insan haliyle bazen kafasını kaldırıp çevreye göz gezdiriyor, böylece hem kafadaki yoğunluk nefeslenebiliyor hem de çevredeki dış uyaranlar gözlemlenebiliyor. Kahvaltımı beklerken, elindeki günlük gazeteyi sürekli evirip…

Bir Sonbahar Yaprağının Düştüğü Yerdeyim

Bize kaldı yüreği sökülmüş çağı yeniden yaratmak… Buyruk en ağır yükün altına soktu, kaçacak onuncu köy arıyoruz her gün kocaman yetmişliklerin son demlerinde…           Özlem durur, parçalar kendini. Kendisinden bihaber, o kayıp sevgililer yüzünden. Beynim kahkahalar içinde! Görmüyor hiçbir şeyi! Görmek…

Ah Yüreğim, Kıskacındasın Akrebin

Zaman eşkıya olmuş. Tüm sevincimi, hayat hakkımı bir teraziye koymuş göndermiş sıratın köprüsüne, bir cehennem vaktine. Zaman bu; ne mal takmış ne mülk ne mevki ne ilim ne de bilim. Binmiş bir fırtınanın sırtına, inmiş bir şimşek gibi beynimin en…

Bir Şair Gibi Öleceğim O Gün

Bir kural mı olmalıydı her sevgilinin ilk gönül yarasını unutmak için sarhoş aşklar deryasına yelken açması? Neden bir kural olmadı her sevgilinin ilk göz ağrısıyla bir ömrün son nefesini birlikte uğurlaması? Toprağın çorak bedenine düşecek Gevrek ay parçaları var hâlâ Yağmur yağmalı sevdiğim Aşkın resmini çizmeliyim Yüzünün sahralarına Akrep yuvalarını biçecek Kızıl şimşekler var hâlâ Gök gürlemeli sevdiğim Yıldızlar sığmalı Uyanacak çocukların güvercin avuçlarına Zaman tünelinden çıngırak sesleriyle Dörtnala fırlayacak atlılar var hala Rüzgârlar kusup fırtınalara dönüşmeli sevdiğim Atlar susamıştır mutlaka Yağmuru avuçlayıp İlk nal seslerine uyanmalı… Kül rengi siyah bulutlar, delirmiş şimşek sesleri, toprak kokulu yağmurlar ve çığlıklarla ilerleyen nal sesleri eşliğinde koşuyorum aşkın deryasına doğru.Seni ve özgürlüğü arıyorum; biliyorum ki yokluk, keder ve zorluktur ikisini kutsayan, kıymetlendiren. Yakıcı bir misafirdir aşk/Her kalbin içine/Serseri bir kıvılcımla girer. Gösteri istedin ve ben, “O dünyadan değilim!” dedim. Kızdın, küstün, çekip gittin. “Seni hakikat adına kandırıyorlar.” dedim, anlamak istemedin, gidip kutsallık adı altında kutsal olmayan o bulaşıcı, hileli yalanlar üzerine kurulu hayat oyununun pasif rolünü kabul ettin. Evet, gittin ve hemen girdin gösteri dünyasının sözü yok, özü yok oyununa.  Sana herkesin orada olduğunu söylemişlerdi, bu da yalandı. Sadece maske seviciler ve ölüm kutsayıcılar oradaydı.Bana inanmadın ama darılmadım gidişine, ağıtlar da yakmadım. Biliyordum çünkü ustaca yalanlara kahkahalarla inanır akılsız ve çaresiz dünyalar. Seni onlardan asla bilmedim, onlar gibi asla kabullenmedim. Onlar gibi değildin zaten, olmamalıydın. Yine de çekip gittin, şase yollara savruldun. Ve ben, gittiğinden beri yokluğunun yoksunluğundan kıyamet kadar acı çektim. Hala hüzün pazarlarında bir umut simyacısıyım. Gittin!İntihar edip kendini öldürdü bütün hayallerim. Yüreğim yokluğa aktı. Bir yanardağ gibi kustum, çıldırdım… Aşk acısı benzerdir/Sırdır söylenmez/Gittiğinde aşk/Avaredir beyin/Sonu bilinmez. Ömrü bir kelebek ömrü kadar kısa, özü acınası bir anlamsızlıkla süslenmiş o imaj hayranı zavallılar benden kopardılar seni. Ne acı ki önü alınamayan ve kesilemeyen ölümcül bir kanamaya dönüştüm. Kuru bir ekmek dilimi gibi […]

Kahve Vaktiydi

Hayatın kaç paragraf, günün kaç cümleden oluşabileceğine dair sorular ilk olarak o anda aklıma gelmişti, o anlam sancılarıyla kıvranan zifiri, kaotik zamanda ve nedense iki kelime gelmişti aklıma; ot ve et! Rüzgârlı bir havada sarhoşça bir danstır otun hikâyesi, güneşli bir havada süt deposu, bir bayram veya savaş ilanı ertesinde kan ve et kokusu. Evet, ot ete dönüşür. Yani hayvana veyahut canlılığa… Süte, yoğurda da dönüşür mesela ve sonunda kendi aslına döner; toprağa, karbona, atoma… En tehlikeli türev insandır. Et yer ot ister, ot yer et ister insan. O derece tutarsızca yani ve ikisini yiyince en kötüsü olur insanda. Karnı tam doyunca kudurur savaş ister. Savaşları en çok et yiyenler çıkarır fakat daha çok ot yemek zorunda kalanlar ölür. Gecenin körüydü, yalnızlığım açlıktan kuduracak hale gelmiş bir köpek gibi beynimi kemiriyordu. Yalnızlığımı bana saldırtacak kadar yılan sinsiliğindeki karanlık kin ve öfke kusuyordu. Televizyon haberlerinin çoğu ölüm yağdırıyordu, ne hikmetse insanların çoğu da hissiz bakışlarla sadece seyrediyordu ölümü. Ölüm her köşe başını çoktan tutmuştu. Birileri birilerine köşe başlarında nefes alıp verdirtmemeye çalışıyordu. Sanki herkes ottan ete dönüşmüştü, ot bir bedene. Faili yoktu ölümün, ölüp giden fail sayılıyordu. Özgürlük, huzur, vicdan, kardeşlik adı altında her köşe başında dağıtılan zarfları herkes almıştı ve güvenden mi, korkudan mı bilinmez ama ne hikmetse çok azı dışında zarfları açıp bakan olmamıştı. O çok azı da gittikçe eriyip azalan yalnızlardı, yalnızlıklarıyla boğuşan suskunlardı. Korkuydu zaman… Bütün zarflarda aynı yazı vardı, “Bir gün sizler de zengin olabilirsiniz, o yüzden susun!” kaderin cilvesi olsa gerek ki zenginlik susmaya ait bir özellik değildi. Bütün savaşları susanlar ve fakirler kaybetmişti. Ete gücünü veren ot çaresiz olduğuna inanıyordu artık. Oysa yağmura muhtaç olan ot, yağmursuz bir zamanda etin bir hiç olduğunu hatta olmadığını ve olamayacağına inanmaktan vazgeçmişti. Zehir zemberekti gece, akordu bozuk bir saz gafletindeydi beynim. Yalnızlığıma verdiğim bütün sözlerim yüzümde zehirli […]