İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. Yok yok! Öyle bir dinleme şekli kalmadı ya da benim için kalmadı. O Ses Türkiye yarışmasının jürileri misali koltuğa oturmuş, elim butonda, ilgimi çekecek seslere kulak kabartmış bekliyorum. – Abi, akşama bir tepsi baklavasına 10-11 halı saha maçı var. Geliyor musun? – Lan oğlum, bir saat top peşinde koşturup harcadığımız kalorinin daha fazlasını ödül olan baklavadan alacağız. Kârzarar hesabında zararlı çıkıyoruz. – Abi, okeye dördüncü lazım. Gelir misin? – Yürü git! Temel mantığı “Lazımsa al, değilse at.” olan bu salak oyunu oynamaktan vazgeçin artık. – Abi, akşama rakı balık yapalım mı arkadaşlarla? – Tövbe tövbe… Günah oğlum, hem karaciğer enzimlerim yüksek. – Abi, geçen bir kız gördüm süt gibi… Hani zeytin yutsa yutaktan mideye kadar takip edersin. – Len, sus! Ayıp! – Abi, ne olacak bu ülkenin hâli? “Belanı mı arıyorsun oğlum! Mahkemelik olacağız.” derken whatsapp’tan bir mesaj: Ev erzak listesi. İşte buna dönenemezlik yapamazsın. Bu hormonal bir şey. Karşı koyamazsın, itiraz edemezsin, gerekçe sunamazsın. On kat yerin dibinde magmaya erişsen ya da fırlayıp termosferin dışına çıksan da dönüp dolaşıp varacağın yer, park sorunu olmayan bir marketin önüdür. O yufka, maydanoz, tavuk, o bulaşık deterjanı alınacak. Athena grubunun solisti Gökhan gibi koltuğa yayılmışım; aniden yerimden kalkayım derken… “Anam anam anam!” diye feryad-ı figan edip elimi belime attım ağrıdan. “Hay atalarımın şarap çanağına!” diye bağırdım. Evet evet, atalarıma ana avrat düz gittim. “Bel ağrınla atalarının ne ilgisi var?” diyorsunuzdur içinizden. Anlatayım efendim: Bundan çok çok uzun zaman önce hatta on binlerce yıl önce, develere diken, insanı üzen yok iken, pirelerin henüz berber olmadığı bir dönemde, Türkiye-Batı İran Levant bölgesinde başladı her şey. Geyiklerin peşinden koşan, meyve ağaçlarına tırmanan, o dağ senin bu dağ benim demeden bayır çayır dolaşan atalarımız aslanlar gibi geyiğini avlar, ateşini yakar ve avını pişirip afiyetle yerdi. “Yarına Allah kerim” der, bir güzel uyurdu. Stokçuluğun olmadığı biberin, patlıcanın, domatesin değil […]