Deneme

Orman Kitabesi

Çöl Kapısı

Sen, Mithat Paşa’nın kızı; Arabi, Nusayri ve çölün gece neşesi Şahı Merdan Osmanî.

Göğsündeki kuş; Kays’ın sevgili kalbi. Buhurun dumanındaki rüya; Orpheus’un dövmeli orman çengisi, havvası ve emanet dünyanın hevesi.

Kalbindeki ay ışığı; Yır Betiği’nde yedi telli çalgıyla okunan şiir. Gövdeye ekilen tanrı ruhu. Hasadı düş ve hayal olan hayat.

Oturup tükettiğimiz hayat; kaderin arzusuyla ölmüş adamlar gibidir. Uykudaki o uzun zamana sesleniyorum. Hayat, savaşa gitmeden önce süründüğümüz kokudur.

Karşı karşıya iki burç gibidir hayat ve ölüm. Ben ve siz gibi, siz ve onlar gibi. Hayat, zaman seyyahı ve ayrıca acıya dönüşen mutluluk.

Sen, haziran sümbülü. Gün doğumundaki Güneş, tayf kokusu ve düşe yelken olmuş anı; sarı, kızıl ve mavi bir sessizlik.

Sen, yol ağzındaki Nisange; Mazgirt Dağı’ındaki taş, Rıza Şehri’ndeki kelebek, göz karasındaki kırk melek, kalbim ve ibadetim.

Dağ Kapısı

Ben Perihan Hanım’ın torunu; Kürdî, Sünni, dağın çilesi ve tarikatı Geylani Ali nefesi.

Kalbimdeki aslan; Zin’in sevgili kalbi. Odun közündeki ateş; ruhun büyülü nişanı, hareli ve vahşi doğa kabilesi.

Avuçlarımda Aya Yani yortusu’ndan kalma Dilsiz Su; Ninova düzlüklerinde gömleği yırtık Gılgameş.

Ebul İz’in zaman dairesindeki gök; ölüleri anlatan kederli yıldızlara seslenir. Yıldızlar, tanrının izlediği tozlu yol. Bu yol; dört parçası özenle saklanan eski bir kitap.

İki ayrı vatan gibidir hayat ve ölüm. Kalanlar ve gidenler gibi. Köy ve göç gibi. Evet, anlatmak gözü kapatmaktır. Ölüm, gövdemize sürdüğümüz yalnızlık.

Ben, ılgın ağacı. Toprağın ruhundaki gövde, kök salmış yaban ve çorak coğrafyadaki toprak.

Ben, Urdu dilindeki Galip gazeli; Annemin toprak, babamın su ve benim ateş olduğum bin bilcümle. Ben, maiyetimdeki Yedi Ulu Ozanın ezgisi ile sana gelen ulak; kör, dilenci ve ebedi.

Yazar: Mehmet A. Başkurt

“Rüya, her rengi gören tanrıdır!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir