9 Ekim 2026ISSN 3150-0757

Zamansız’ın seçtiği kitaplar satışta Kitap Mağazası

Diyarbakır Dikeni

 

26 Eylül – 4 Ekim

Mekan, Sanat ve Kitaplar                                                                                                                                                                                                                              

10. TÜYAP Kitap Fuarı geride kaldı. Fuar günleri benim için bayram günleri gibidir. Gelenek üzerine gezip gördüğüm, katıldığım etkinlikler üzerine bir şeyler karalarım. Katılımcı olarak bulunduğum fuara dair birkaç gözlemimi madde madde yazmak istiyorum. Hadi başlayalım o zaman. 

Fuar alanındaki güvenlik ve temizlik ekipleri işlerini gayet iyi yaptı. Ancak hafta içi öğrencilerin akın ettiği yoğun saatlerde tuvaletler yetersiz kaldı. Klimaların çalışmaması ve havalandırmanın yetersizliği ise fuar alanını kısa sürede bunaltıcı bir mekâna dönüştürdü.

Fuar alanının şehir merkezinden uzak olması muhtemelen katılımı etkileyen nedenlerden biri. Fakat buna reklam ve tanıtım eksikliğini de eklemek gerekiyor. İnsan ister istemez şunu soruyor: Şehir merkezinden uzaklaştırılan bir fuarın şehirde duyurulması için ne yapıldı? Benim gördüğüm kadarıyla fuara giden Elazığ-Ergani yoluna asılan birkaç afiş dışında pek bir şey yapılmadı.

Fuar düzenleyicileri, “Sanat yoksulluktan beslenir” sözünden etkilenmiş olmalı ki katılımcılar için fuar alanında kuru fasulye, pilav ve dürüm dışında bir tercih hakkı tanımadı. Bir toplumun aydınlık yüzünün —okurların ve yazarların— hak ettiği temel beslenme bu olsa gerek. Ah! Refahtan bizi öldürecek bunlar. 

Diyarbakır Sanayi ve Ticaret Odası’nın katılımcılar ve yazarlar için düzenlediği yemek ise ayrı bir deneyimdi. Yemeğin eksi ikinci katta verilmiş olması, mekânın atmosferiyle birleşince bana bir “hapishanede toplanmış roman karakterleri resepsiyonu” hissini yaşattı. Bir şeyler içerken içim bunaldı. Sigara içilen bölümün kapalı bir otoparka açılması ise ayrıca bir faciaydı. Denilir ya hani, “Aç karnına yapılan sanat, tok karınların vitrinini süsler.” Güzel bir süs olduk. 

Elimizde dürüm ile kabarık göğsümüzdeki egomuza sıkı sıkıya sarılıp kibirlendik çokça. Siyasiler, sanayi odasından kimseler ve hatta Spor yöneticileri gelip göründüler ve gittiler. Bir kısım kişilerin yönlendirmeleriyle belli yayınevi stantlarını ziyaret edip gittiler. Geldik! Gördünüz, konuşmayın üzerine tadındaydı. Programımızda propaganda ya da belki bir amigo tezahüratı. 

 

 

Okurlar, Stantlar ve Kitap Fiyatları

Hafta içi fuarın asıl okur kitlesi okul öğrencileriydi. Daha çok cicili bicili, kapağı güzel ancak içi pek de dolu olmayan kitaplara yönelmeleri dikkat çekiciydi. Kitabın ne söylediğinden çok nasıl göründüğü ve nasıl pazarlandığı öne çıktığını iyice anladık. Dahası, okurların önemli bir bölümü kitap fuarlarının yalnızca bildikleri yazarların kitaplarını almak için değil, hiç tanımadıkları bir yazarı keşfetmek için de önemli bir fırsat olduğunun farkında değildi. 

Stant ücretlerinin yüksekliği kitap fiyatlarına da doğrudan yansıdı. Kitapların fuarda, internet üzerinden yapılan satışların altına inememesi, fuarın en temel işlevlerinden birini olan “kitabı okurla doğrudan buluşturmayı” zayıflattı. Okur, fuara geçen seneye nazaran daha az geldi. Gelenler de kitabı internetten alabileceği fiyata bile bulamadı. Böyle olunca fuarın kitap almak için cazibesi de ister istemez azaldı. 

 

Yetişkin okurun durumu ise daha vahimdi. Okurların önemli bir bölümü yalnızca tanıdığı yazarların kitaplarını, biraz da nezaketen satın aldı. Kitaptan çok tanışıklığın, meraktan çok nezaketin belirleyici olduğu bir alışveriş biçimi ortaya çıktı. Böylece kitap fuarı, olması gereken kültürel karşılaşma alanından çıkıp yer yer bir eş-dost alışverişine dönüştü. Kitabı göstere göstere paylaşıp bende aldım, gösterişi sosyal medyada, kitabın içeriğinden bihaber sönüp patlayan flaşlar gibi anılarda yer edindi.  

 

Bir de bölgenin güçlü yayınevlerinin fuarlara katılım sağlamaması meselesi var. Bölgenin edebiyatını, dilini, düşüncesini ve çoğu güçlü yazarını temsil etme gücüne sahip olan yayınevlerinin bu tür organizasyonlarda görünmemesi, fuarın niteliğini de doğrudan etkiledi. Bu yayınevleri kendi çevrelerinde ve kurdukları mekanlarda görünür olmayı tercih etti. Oysa güçlü yayınevlerinin böyle fuarlarda yalnızca kitap satmak için değil, bölgenin edebiyatını, dilini, düşüncesini, çeşitliğini, kültürünü görünür kılmak, yeni yazarlarla okurları buluşturmak ve edebiyat ortamının gelişmesine katkı sunmak gibi bir sorumluluğu da olmalı. Fuara katılmamak belki ticari açıdan anlaşılabilir bir tercih olabilir; ancak bölgenin edebiyatına yön veren yayınevlerinin kendi mekanlarını kurduktan sonra kendi bölgesindeki bir kitap fuarına dahi katılmaması, ister istemez şu soruyu doğuruyor: Bu yayınevleri gerçekten bölgenin edebiyatını mı büyütüyor, yoksa yalnızca kendi kurdukları çevreyi mi büyütüyor?

 

 

 

Yazarlar, Yayınevleri ve Ivır Zıvır Klikleşmeler

 

Birkaç fuardır tüm stantları gezer yeni yazar keşfine çıkarım. Aldığım kitapları okumaya çalışırım. Bana göre yazmanın kaynağını güçlü okuma kültürü oluşturur. Saf merak, araştırma ve derdini anlatabilecek güçlü okumalar, yazmanın esasıdır.

 

Yeni dönem yazarlarının kitaplarının çoğunu, yarıda bıraktığımı söyleyebilirim. Kitabın okuma kültüründen beslenmediği, eş dost kahvehane sohbetlerinden aşırılmış iddialardan ibaret kalıyor. Keşfe çıkan bir okurun okuma kültüründen gücünü almayan kitaplara sıkça denk gelmesi okurların yeni yazara mesafeli olmasına neden olduğunu düşünüyorum. 

 

Okurların yeni yazarlara mesafesi; güçlü yazarların da bundan nasibini aldığına inanıyorum. Peki sonuç ne oluyor? Okursuz Yazar profili ortaya çıkıyor. 

 

Kitap yayımlayan ama güçlü bir okuma kültürü olmayan, okurla gerçek bir ilişki kuramayan, görünürlüğünü kitaplarından ziyade çevre, network, sosyal medya ve yayınevi ilişkileri üzerinden kuran Okursuz Yazar ortaya çıkıyor. Haliyle Okursuz Yazar, matbaa gibi çalışan yayınevlerinin cenderesine düşüyor. Yazarın kendi parasıyla bastığı kitaplar ticarethane gibi dönen yayınevlerinin çarkını döndürürken niteliksiz ve bayağı bir kültür oluşuyor. Çok önceden söylendiği gibi; “Ticarethane haline gelen bir yayınevi için kitabın ne söylediği değil, kime kaça satılacağı önemlidir. Nitelik yerini pazarlamaya bıraktığında, edebiyat ölür; geriye sadece matbaa kalır.” bu durumu göz göre göre yaşıyoruz. Ve asıl sorunlardan biri de yayınevi sahiplerin aleni bir şekilde bunu ifade etmede bir beis görmemeleridir. (Bu durum Diyarbakır gibi; Ankara, İstanbul ve İzmir’de de gözlemlenen bir durum.)

 

“Edebi locaların alkışına muhtaç hale gelen yazar,” Sözünü gediğine oturtan bir Okursuz Yazar bileşimi ortaya çıkıyor. Okursuz Yazar ayrıca prestij ve güç bulmak adına bağımsız ve özgür olmayı seçemediği gibi klikleşen gruplara entegre olarak yer edinmeye çalışıyor. 

 

Klikleşen Okursuz Yazarlar Tayfası, belli yayınevlerinin bir araya gelerek oluşturduğu birliklere üye olarak prestij kaygısıyla otoriteleşmeye çalışan bir diktaya dönüşüyor. “Tek başlarına hiç kimse olanlar, edebiyat mahfillerinde çeteleşerek bir güç simülasyonu yaratırlar. ” Sözünü yerine getirir gibi zengin veya siyasi sponsorların da gizli eliyle Okursuz Yazarlar Biatçı Yazarlara evriliyor. Şu durumda çoğumuz sessiz çoğunluk oluruz bir süre sonrası ise Aslan Asker Şvayk’ı iş başında görürsünüz. Çünkü Aslan Asker Şvayk elinden ışıldağı alınan aydın ise hepimizin vay haline. Bu durum “Cemaatin ebedi ironisi” diye geçer Hegel Abimizde.

 

Ayrıca büyük yayınevlerine bir şeyi hatırlatmak gerekir: Üzerinde yayıncılık yaptığınız bu coğrafya, yazının, sayı sisteminin, okullaşmanın ve mitolojik düşüncenin (düşünce üzerine düş kurabilen bir ilkten bahsediyorum) en eski izlerinin ortaya çıktığı Mezopotamya’yı görmezden gelmek inanılmaz sığ geldi bana. Tıpkı Mardin Bienali’ katılan bir katılımcının, “Aaa! Çok şaşırdım Immanuel Kant’ı biliyorsunuz” zihniyetinin karşılık bulmuş hali gibi geldi bana. Hadi hepimize Süryani nazar boncuğu takın. Eh keyfiniz bilir ama Süryani nazar boncuğu diye bir şey de yok ya!

 

Bir de gözle görülür bir emeği olamayan, kurduğu networklerle akla gelen ilk isimler sorunu var. Edebiyatta ‘kapıyı tutanların’ taze bir ses gördüklerinde onu içeri almak yerine kendi tahtlarını korumak için kapıyı üzerlerine kilitleme durumu var. McLuhan’ın Küresel köyünde cirit atan eski çerçiler gibi ortalığa çerçöp kimya bozumu şeyler satmanın anlamı yok sanırım. 

 

Çok uzattım, farkındayım; atladığım konular olduysa affola. Bu yazıdan rahatsız olup tepki gösterenler illa ki olacaktır. Sessiz çoğunluğun gücüne inanıyorum elbette ki. Ancak o tepki verecek grupların ötesinde; tüm imkânsızlıklara rağmen anadillerinde (Kurdî-Zazakî ve Süryanice yayın yapmaya devam eden ve direnen yayıncılarımızı, birleştirici ve kapsayıcı duruşunu koruyan aydınlarımızı, keşfedilmeyi bekleyen yeni ve güçlü yazarlarımızı ve cesur panelleriyle toplumun gerçek travmalarını apaçık ortaya koyan genç araştırmacılarımızı yürekten tebrik ediyorum.

Kitap fuarı, kitabın kendisinden çok çevresindeki ilişkilerin görünür olduğu bir alana dönüşürse, ortada hâlâ kitap satılıyor olabilir; ancak fuarın kültürel işlevi giderek zayıflar. Anadilde yayıncılığını sürdüren yayınevleri ve yazarlar desteklenmez, destek belli üyeliklere ve çevrelere sahip yayınevleriyle sınırlı tutulursa, özgür ve bağımsız biçimde ayakta durmaya çalışan yayınevleri varlıklarını sorgulamaya, hatta attıkları adımdan vazgeçerek yayıncılığı bırakmaya başlayabilir. Böyle bir ortamda yalnızca kitap satılıyor olabilir; fakat gerçek anlamda bir kitap fuarından söz etmek giderek zorlaşır. Ayrıca bizim yapabileceğimiz bir şey yok denilecek kadardır bu durum. Öznel olarak en iyileri de onlar ama ayrıca nesnel olarak en kötüleri de onlar paradoksunun tam ortasındayız. 

Jean Baudrillard’ın “İş görebilen tek gönderenin adı yine sessiz çoğunluktur.” dedikten sonra Mandeville’in, erdem duası yapıyor ve, Arı Masalındaki pişmanlığı yaşamamayı diliyorum.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazar

Mehmet A. Başkurt

“Rüya, her rengi gören tanrıdır!”

Tüm yazıları (37) →

Mehmet A. Başkurt’un diğer yazıları

Son eklenenler

Yorum yazın

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.