İzlenim

Söz ve Resim

Eğer benim gibi ilköğretim yıllarınızı 1980-90 lar döneminde tamamlamış ezberci öğretim müfredatına maruz kalmış bir bireyseniz nam-ı diğer Sosyal Bilgiler dersinin tarih kısmına giriş kısmına ait hafzlarınızda kalan bilgi muhtemelen aşağıdaki gibi olacaktır.

Tarih öncesi dönem: Taş devri (Kaba Taş Yontma Taş devri, Cilalı taş devri), Maden devri (Bakır Devri,Tunç Devri, Demir Devri). Tarih Devirleri (İlk Çağ, Orta Çağ, Yeni Çağ, Yakın Çağ- ya da Uzay Çağı).

 Bu sıralamayı başlangıç ve bitiş tarihleri ile birlikte hatırlamanıza ya da ezberlemenize yarayacak, sınıfınızın bir duvarına (muhtemelen bir Türkiye coğrafi haritası yanına) asılı devasa tarih çağları tablosunu da gözlerinizin önünde şu an canlandırabiliyorsanız, üzgünüm bugünler de tüm siyasilerin, toplum mühendislerinin, neuromarketing uzmanlarının, gelecek bilimcilerinin ve bilumum diğer yeni nesil meslek gruplarının tavlamaya çalıştığı Z kuşağı bireylerinden değilsiniz. Size daha çok tarihin linear akışı, belli neden sonuç ilişkileri bağlamında anlatıldı yıllar boyu.

Sonraki yıllarda,  medeniyet, medeniyetler savaşi, uygar olmak, uygarlık düzeyi, “batılılaşma”, gelişmişlik seviyesi, globalleşme gibi kavramlarla tanıştınız belki yine eğitim öğretim hayatınızın belli noktalarında. Belki biraz ilgiliyseniz neden-sonuç ilişkilerine ve tarih biliminin, geçmişi bilmenin gelecekleri inşaa etmedeki ve bugünü anlamadaki rolüne daha da derinleştiniz ve Jared Diamond’dan Tüfek, Mikrop ve Çelik, Bernard Lewis’dan Ortadoğu, Edward Said’den Ortadoğu, Samuel Huntington ‘ın Medeniyetler Çatışması vb kitaplar okuduz. Belki de benim gibi bu yolculuğun asla bitmeyeceğini anladınız her yeni edindiğiniz bilgiyle, bazen yıldınız kafanızdaki sorulara cevap bulamamaktan, bazen de tam tersi heyecanlandınız “Aman tanrim ne çok şey var daha öğrenecek!”. Daha da derinleşmek istediniz. Kafa yordunuz beşer üstüne, toplum üstüne, toplum bilim üstüne.

Ama bazen öyle anlar vardır ki okuduğunuz onca bilgi, kafanızda kurduğunuz onca bağlantı gördüğünüz bir imajla, bir resimle alt üst olabiliyor ya da taşlar tamamen yerine oturabiliyor. Onca kitabın onca sözün, onca teoremin yapamadığını resim sanatı bir anlık bir bakışla yapabiliyor. (Sanatın gücü!).

Benim için bu etkiyi James Gillray’ın 1802 de resmettiği yukardaki tablo yarattı. Bilmeyenler için hikayesi şöyle. 1800’lü yıllarda su çiçeği henüz aşısı bulunmamış, bulaş hızı çok yüksek olan, insanların karantina edilmesine sebep olmuş öldürücü etkisi yüksek bir salgın hastalık olarak girmiş insanların hayatına. (Hikaye bilmem tanıdık geldi mi?). Ve günün bilim insanları aşı bulmak için tüm güçleri ile uğraşmış. Günün birinde bir bilim insanı, bir ineğin üzerindeki benzer bir virüsten yola çıkarak bir aşı üretmiş. Ve işte o an halk ikiye bölünmüş; aşı fikrini benimseyenler ve aşı karşıtları. Aşı fikrini benimseyenler üzerinden çok ilginç hikayeler hatırda kalmasa da aşı karşıtlarının argumanları epey ışık tutucu günümüze. Kiliseyi almışlar yanlarına karşı çıkmak için aşıya; “Bu aşı insan kanını kirletiyor; insanları ineğe eş değer tutacaklar” diyerek örgütlemeye çalışmışlar insanları. Aşının kullanılmaması konusunda hemfikirlermiş. İşte James Gillray bu resim ile bu halet- i ruhiyeyi anlatmaya çalışmış.

Bu resmi gördüğümde tarihle ilgili, evrimle ilgili, toplumsal bilim, örgütlenme, kitle ve iktidarla ilgili, medeniyetleşme ile ilgili bugüne kadar okuduğum pek çok şey bir saniye içinde geçiverdi beynimden. RESMİN GÜCÜ! Onca sözün, onca kitabın ve onca teorinin bir görselde özeti oldu beynimde. 

Tarihin tekerrürden ibaret olduğu, ya da  linear takvimin yelkovanının “uzay çağı”, akrep’inin de “Bilişim Çağını” gösterdiği vakitte yaşayıp çok benzer bir salgın senaryosu (COVİD 19)  ile karşılaştığında ne kadar da benzer tepkiler verdiğini gördüm “modern” beşerin. Aşı bulunsun tez zamanda diye bekleyen bir gurup ve onlara karşı komplo teorilerini savunup aşının aslında insanları yeni çağa ayak uydurmasını kolaylaştıracak mikroçipler  içerdiğini düşünen ya da aşının biyolojik bir silah olması kuvvetle muhtemeldir diyen diğer gurup. Hangi gurup haklıdır elbette “zaman”gösterecek.

Kimin hakli olduğunu bugün “dün” olduğunda geçmişi deşelemeye meraklı, geçmişin izinden gidip yarınını anlamaya çalısan; bugün ismi henüz konulmamış bir kuşağın bir bireyi, bugunun Z kuşağı gencine ait bir karikatür ya da bir resimden öğrenecek belki de. İşte o zaman yine tarih tekerrürden ibaret olacak. Söz hep var olacak ve resimle anlam bulacak; insanın kendi yolculuğunu anlama yolunda söz ve resim el ele verip ışık tutacak beşere.

Yazar: Sabriye Gür

1981’de Manisa’nın küçük bir beldesi olan Gölmarmara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği ve Sosyoloji bölümlerini bitirdi. Kendisini bir düşünme ve öğrenme aşığı olarak tanımlıyor. Okuma eylemiyle mazisi çok eskiye dayansa da yazma, onun için henüz yeni yola çıktığı ve kendini bu mecrada keşfetmeye çalıştığı bir yolculuk. Ona göre her bakışın, her duruşun ve her halin derin bir hikayesi var sanatın biryerinden anlatılmaya değen ve o da bunu biraz çizim, biraz da yazım ile yapmaya çalışıyor. Gördüğü her şeyde bir hikaye arayan herkese “Merhaba!” demek, yeni çıktığı bu yolculukta yegane amacı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir