Kadın ve Sanat

İçindeki Harmoni

Loş bir ortam. Kırışıkları, kusurları kapatan cinsten belki de yalan söylerken onları ele veren gözleri de bi nebze…  Derin sohbet halindeler. İkisinin de birbirinden habersiz bir şekilde bu halden mutlu oldukları bir hal bu.

“Maddenin üç hali değil hani o katı, sıvı ve gaz olan. Kimyanın bir hali mi yoksa? Hakkında pek de konuşacak bir şeyimin olmadığı konularda da kalem oynatmada üstüne yok hani.  Aslında oynattığın bir kalem de yok! Herkesin bir klavye slahşörü olduğu günümüz dünyasında, klavyeyi kaleme yeğ tutmuş, yazmayı araç edinip ruhunun derinliklerine varmayı amaç edinmiş bir garip Machivellist’den de ancak bu beklenir zaten. Sen yaz da…  Anladığın bir konu mu,  anlamadığın bir konu mu? Hiç fark etmez. Hele o kafanı boşalt da!  O kafanın içindekileri. Oysa öyle bir sey mi yazar olmak. Eee,  peki nasıl bir şey yazar olmak.  Sen, yine bilmediğin sular da yüzmeye çalışmadan,  bir çık bakayım o sulardan ve bas klavyenin tuşlarına bakalım seni nereye götürüyor zaman; hele bir gör.”

Evet loş bir ortam. İki kadeh, iki kişioğlu

 “Cinsiyetçi kelime seçimine de bak: kişioğlu da ne? ”

Derin bir sohbet.

 Kendinle mi?Bir başkasıyla mı?Farkeder mi?”

Kadehlerden biri diğerine göre daha boş. Mavi elbiseli neşeli kadınınki. Demek ki daha hızlı içiyor.

 “Elbiseye neden mavi dedin?  Kadına neden neşeli. Bir yanın hep esaretten şikayteçi, özgür olmak istiyor. Bak gördün mü? Nasıl da yansıdı klavyeye, renk seçimine”

Mavi elbiseli neşeli kadının aksine, daha yavaş içen soluk benizli kadın daha temkinli konuşuyor. Kaptırmıyor kendini. Koyverip gitmiyor sohbette.

Hangisinin ki daha doğru? Sana ne? Rahat bırak şu kadınları. Rahat bırak insanların sohbetini. Kim nasıl istiyorsa öyle sohbet etsin. Sen kendine bak. Sen ne kadar bırakıyorsun kendini akışa. Kapat kulaklarını şu içindeki susmayan sese. Ne kadar da geveze!  Ne kadar da patavatsız!”

Mavi elbiseli kadın kalkıp birden dans etmeye başlıyor. Kadeh elinde. Fonda Ray Charles çalıyor- “I got a woman”.

Sevgisini sadece bana saklayan kadın” nakaratı dönüyor boşlukta.

Mavi elbiseli kadın eşlik ediyor nakarata, soluk benizli kadının gözünün içinde nakaratın anlam bulup bulmayacağını sorgulayan bakışlarla.

Belli ki mavi elbiseli kadın susturmuş çoktan kafasının içindeki kendinden bağımsız haykırmaya alışmış kakafoniyi.

 Ancak öyle bırakmış ruhunu ve bedenini hür.

Onun kafasındaki kakafonin yerini çoktan içinde hep çalan şarkı My Body is a Cage’ye bırakmış.  

 Ona şöylesalık veriyor kulağındaki melodi,  “Bedenin evet bir kafes, ama anahtarı zihninde!”

Ve dans ediyor kadın elindeki kadehle, soluk benizli kadının gözlerinin içine bakarak ve mırıldanarak :

 “Bir kadınım var, sevgisini sadece bana saklayan!”

“Ne yaptın sen şimdi? Bilinç akışı tekniğini falan mı dediğini sanıyorsun? Kendine gel!”

Ve susturuyorum artık o sesi! Sus ve içindeki harmoniye kulak ver!

My body is a cage that keeps me
From dancing with the one I love
But my mind holds the key

My body is a cage!

But my mind holds the key!

Yazar: Sabriye Gür

1981’de Manisa’nın küçük bir beldesi olan Gölmarmara’da doğdu. Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği ve Sosyoloji bölümlerini bitirdi. Kendisini bir düşünme ve öğrenme aşığı olarak tanımlıyor. Okuma eylemiyle mazisi çok eskiye dayansa da yazma, onun için henüz yeni yola çıktığı ve kendini bu mecrada keşfetmeye çalıştığı bir yolculuk. Ona göre her bakışın, her duruşun ve her halin derin bir hikayesi var sanatın biryerinden anlatılmaya değen ve o da bunu biraz çizim, biraz da yazım ile yapmaya çalışıyor. Gördüğü her şeyde bir hikaye arayan herkese “Merhaba!” demek, yeni çıktığı bu yolculukta yegane amacı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir