Eleştiri

Dr. Gani Türk’ün Romancılığı

Eline kalem alan herkesin kitap basabildiği bir dönemin içerisindeyiz. Bu durum; ne eline kalem alan yazarın ne de kitabı eline alan okuyucunun suçu. Bu, yeteneksiz bir sürü tüccarın matbaa, yayınevi açarak piyasayı çamur deryasına döndürenlerin suçu.

Yeteneksiz tüccarların pazarlama piyasasındaki olumsuz etkilerini elbette iyi yazarlar ulaşabildiği okurlarıyla zamanı aşıp geleceğe taşınacaklardır.

İyi bir yazarı fark etmenin en iyi yollarından biri öneri kitap okumaktan geçer. Bunu defalarca tecrübe edinmişim.

Çok fazla spoiler vermeden Gani Türk’ün romancılığı üzerine bir şeyler yazmak istiyorum.

İlk okuduğum Gani Türk romanı Cennetin Havarileri oldu. Yer yer büyülü bir şiirdir bu roman. Çünkü bu romanda şu can alıcı cümleler sizi sarar;

“Kelimeler! Beynimin bütün çocukları,” diyerek sizi düşünme adına büyük bir intifadaya davet eder.

Ve akabinde; “An, sonsuz bir şifredir,” der, “Çöz!” der. “Düşünmeyi, çöz. Akıl etmeyi bil. Uyanmayı bil, kendini anla ve düğümü çöz” der.

“Sana şifreler verdim. Sana mecazlar sundum. Bilmek yetmez ayrıca anlaman gerekir.” Bu davete icabet ederseniz çok şeyin farkına varırsınız. Çünkü Gani Türk’ ün kalemi, romancılığı imge doludur.

Şair olmaktan asla vazgeçmez. Yüreği, avcunda durgun bir göle benzetir. Sizi burada muazzam bir dinginliğe davet eder.

‘’Bir baktım ki dörtnala bir kervan ilerliyor doğuya doğru. Kimler yok ki kervanda! En önde Zerdeşt, elinde Zend Avesta.  Arkasında Friedrich Nietzsche, Böyle Buyurdu Zerdüşt; ben demedim mi, ben demedim mi? Diyerek… Hemen yanında Zal oğlu Rüstem elinde gürzüyle…’’ bu pasajı okurken heyecanlanarak ayaklandığımı bilirim.

Muazzam bir yerel nefesle evrensel birleşime gitmiş. Pasajın devamını bin heyecanla okudum, ‘’Bin yıllık çınarı kökleriyle söküp sırtlamış Gılgamış koşturuyor! Peşi sıra bütün peygamberler! Şefkat, sadakat, sevgi ve inanç sloganlarıyla…’’ Gani Türk, tüm insanlığın kalbini taşır gibi taşımış cümlelerine.

Gani Türk romancılığı ayrıca bir kültürün size, “Beni tanıyın.”  Çağrısıdır, “Ben sırrım, ben gizemim, ben batınım… Çözün! Çözerseniz çoğu şeyi halledersiniz.” dediğidir de.

Ben, insanların hikâyelerini çok merak etmezdim. Daha çok hikâyelerinin içerisindeki düşü merak ederdim. Gani Türk’ün son romanı Hazan Kıyısında Aşk; bir düşün kıyıdaki haline benziyor.

 Hazan Kıyısında Aşk romanında yazar; yaşanmışlığa elbise dikiyor. Burada dile ve kaleme sığınan bir yazardır. Çünkü etrafına duyarsız bir yazar değildir.

Bu romanda kara kaplı bir defterden sırra atar sizi. Ya sırrı çözer alırsınız ya da sırrı okur geçersiniz.  Ama Cennetin Havarileri’nde olduğu gibi an, sonsuz şifredir ve size o şifreyi çöz, der.

O sırrı çözenlerin yüzünde bir gülümseme belirir. Çünkü sırrı çözenler bir taraftan George Orwel ve Kavafis’e vardıklarını da anlarlar, çünkü, Hazan Kıyısında Aşk romanını okuyanlar Gani Türk’ün Kavafis gibi George Orwel gibi örtük anlatımlara yer verdiğini kolaylıkla fark edecektir.

Gani Türk romancılığı için son olarak şunu diyebilirim; iki dilliliğin sorunsalları yer yer görülse de bana tekrar roman okumayı sevdirdi.

Her insanın bir okuma geleneği vardır. Benim okuma geleneğimde bitirdiğim bir romanın ilk ve son kelimelerini alır, bir cümle yaparım.

Cennettin Havarlileri’nin; ilk kelimesi Acıyı, son kelimesi öldüler. Bu roman bende, ‘’Acı öldü’’ olarak kalacak birçok yarayı kapatır gibi.

Hazan Kıyısında Aşk; ilk kelime Rüstem, son kelime başlamıştı. Bu roman bende, ‘’Rüstem başlamıştı,’’ olarak kalacak. Bir uyanışın başlangıcı gibi.

Yazar: Mehmet A. Başkurt

“Rüya, her rengi gören tanrıdır!”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir