5 Eylül 2026

Zamansız O An

Kadınlığa Dair

Bundan tam yüz yıl önce, Mart 1919’da, işgal altındaki İstanbul’da haftalık bir dergi yayın hayatına başlar: Büyük Mecmua. Zekeriya ve Sabiha Sertel’in kurucuları arasında yer aldığı, dönemin en etkili kalemlerini ve entelektüellerini bir araya getiren bu “edebi ve ilmi” dergi,…

Kadınlar Ormanı

Uyuşturucu kartellerinin, yılanların ve akreplerin sözünün geçtiği, annelerin kızlarını uyuşturucu baronlarından korumak için saçlarını kesip dişlerini boyayarak çirkinleştirmeye çalıştığı ve erkeklerin iş aramak için gidip bir daha asla dönmediği bir coğrafya… Kız çocuğu olmanın en tehlikeli şey olduğu bir ormanda,…

Günışığı Kapısı

Şeytanlaştırılan muhalefet, tüm toplumu saran paranoya, bitmek bilmeyen siyasi komplolar, din ve Tanrı adına işlenen cinayetler, sefalet: Jeanette Winterson, Günışığı Kapısı’nda kadının toplumdaki yeri kadar, dinin siyasetteki etkisiyle de son derece iç içe geçmiş kanlı bir hesaplaşmaya, İngiltere’deki cadı yargılamalarının…

Ötekilerin Kökeni

Nobel Ödüllü yazar Toni Morrison, Ötekilerin Kökeni’nde on dokuzuncu yüzyılda kaleme alınmış tıp makalelerinden, köle ve efendilerin günlüklerine, oradan da köleliği romantize eden, ayrımcılığı araçsallaştıran, yabancı olmanın ve yabancıya dönüşmenin farklı yönlerini vurgulayan edebi eserlere kadar çok geniş bir yelpazede…

%99 İçin Feminizm: Bir Manifesto

Farklı akımları, eğilim ve yaklaşımları içinde barındıran, bazı konularda ayrışan ve birleşen feminizm anlayışlarına taze bir soluk: %99 İçin Feminizm. İlhamını kısa süre önce dünyanın çeşitli ülkelerinde patlak veren feminist grev dalgalarından alan Arruzza, Bhattacharya ve Fraser bir konuda çok…

Radikal Kadınlar

Radikal Kadınlar, kadim zamanlardan günümüze, dünyanın dört bir yanında yaşamış ve onlara biçilen rolü reddetmiş öncü kadınların ilham verici hikâyelerini anlatıyor. Karşılarına çıkan her engele ve zorluğa göğüs gererek devlet başkanı, asker, ressam, casus, korsan, futbolcu veya bilgisayar programcısı olmayı…

Karabaş

O ne? Kocaman bir kara köpek! Kimi kültürlerde kara köpek görmenin felaket getireceğine inanılır. Evlerinin yanına kara bir köpek gelen Umut ailesi birazcık telaşlandıysa, bunun için onları kim suçlayabilir? Korkmak ya da korkmamak! İşte bütün mesele bu… Bakış açınızı değiştirirseniz…

Ateşim Çıktı

Öksürükler, tıksırıklar… Eyvah! Hasta mı oluyorum! Gözleriniz çakmak çakmak mı? Hapşırıp tıksırmaya mı başladınız? Öyleyse güzel sıcak bir çorbaya ve ıhlamur çayına ihtiyacınız var demektir… Ayla Çınaroğlu’nun yazdığı Ateşim Çıktı kitabını Mustafa Delioğlu resimledi. “Burnum hiç zaman kaybetmedi, belliydi zaten…

Troya’lı Helena İle Paris ve Tahta At Efsanesi

3000 yıllık destanların gizemli öyküsü Troya Savaşı, Homeros’un İlyada destanında, Hektor’un ölümüyle sona erer; Odysseia’da ise Odysseus’un ülkesi İthake’ye dönerken başından geçenler anlatılır. İlyada’da kentin yıkılışından ve Epeios adlı biri tarafından yapıldığı söylenen “tahta at”tan hiç söz edilmez. Tahta At…

Gizli Anılar Kuyusu

“Araaaas, hadi ama, bak hayattayım!” Aras o yaz babaannesinin evinde ilk kez annesiyle babası olmadan kalacaktır. Arkadaşlarıyla eğlenceli geçen yaz tatili Nergis’in kuyuya düşmesiyle gölgelenir. Nergis kuyudan sağ salim çıkar çıkmasına ama Aras’ın anlayamadığı bir ruh haline bürünür. Gizli Anılar…

Selim Eraydın’dan “US”

Kendi hayal dünyasında yaşamaktan son derece memnun olduğu için Ender Abi’yi, hazırlanmakta olduğum Cem karakterine benzetmiştim. Cem’den en az on, on beş yaş büyük olmasına rağmen bana yardımı dokunabilirdi. İşin ilginç yanı beni en çok seven de Ender idi; şansım…

Gemide Yer Yok

“Her şeye rağmen şimdiye dek yaşadıklarımıza, bildiğimize tutunmaya çalışıyoruz, geçmişimizden başka bir şeyimiz yok. Tutunacak başka bir şey yok.” “Bu durumda sokaktaki bilinmez ve düşman gölgelerden biri de ben olurdum. Kargaşanın kahramanlarından birisi. Sinsice apartmanların camlarını gözetleyen, köşe başlarında nöbet…

Proust ve Müzik

Yapı Kredi Kültür Sanat ve Özel Saint Benoît Fransız Lisesi’nin ortaklığında yapılacak olan “Ruhların İletişimi: Proust ve Müzik” konseri, 27 Mart Çarşamba günü Özel St. Benoit Fransız Lisesi’nde gerçekleştirilecek. Keman sanatçısı Pelin Halkacı Akın ve piyanist İris Şentürker’in Proust’un yaşamında…

Harika Uygur İle Dünya Starlarının Kullandığı Oyunculuk Tekniği Chubbuck Metot’u Öğrenme Fırsatı!

Hem ulusal hem de uluslararası pek çok başarılı projeye imza atan ödüllü cast direktörü Harika Uygur gerçekleştireceği iki günlük atölyede; oyuncuyu derinlerde kendisiyle yüzleştirerek etkili sonuçlar almayı hedefleyen Chubbuck Metot’u öğretecek. Dünyaca ünlü yıldızların kullandığı bu tekniği Türkiye’de öğretmeye yetkili…

Bir Yayın Geleneği Canlanıyor…

Bağımsız bir yayınevi olan istos, İstanbul Rum topluluğunun parçası olan kurucularının kişisel inisiyatifiyle kuruldu. Rumların ve şehrin tarihi, kültürü ve hayatına dair çalışmalara bir katkıda bulunmayı amaçlayan yayınevi; on yıllarca kesintiye uğramış bir yayın geleneğini canlandırmak, nostaljiyi süregiden pratikle ikame…

Buğdayın Laneti

İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı. Yok yok! Öyle bir dinleme şekli kalmadı ya da benim için kalmadı. O Ses Türkiye yarışmasının jürileri misali koltuğa oturmuş, elim butonda, ilgimi çekecek seslere kulak kabartmış bekliyorum. – Abi, akşama bir tepsi baklavasına 10-11 halı saha maçı var. Geliyor musun? – Lan oğlum, bir saat top peşinde koşturup harcadığımız kalorinin daha fazlasını ödül olan baklavadan alacağız. Kârzarar hesabında zararlı çıkıyoruz. – Abi, okeye dördüncü lazım. Gelir misin? – Yürü git! Temel mantığı “Lazımsa al, değilse at.” olan bu salak oyunu oynamaktan vazgeçin artık. – Abi, akşama rakı balık yapalım mı arkadaşlarla? – Tövbe tövbe… Günah oğlum, hem karaciğer enzimlerim yüksek. – Abi, geçen bir kız gördüm süt gibi… Hani zeytin yutsa yutaktan mideye kadar takip edersin. – Len, sus! Ayıp! – Abi, ne olacak bu ülkenin hâli? “Belanı mı arıyorsun oğlum! Mahkemelik olacağız.” derken whatsapp’tan bir mesaj: Ev erzak listesi. İşte buna dönenemezlik yapamazsın. Bu hormonal bir şey.  Karşı koyamazsın, itiraz edemezsin, gerekçe sunamazsın. On kat yerin dibinde magmaya erişsen ya da fırlayıp termosferin dışına çıksan da dönüp dolaşıp varacağın yer, park sorunu olmayan bir marketin önüdür. O yufka,  maydanoz, tavuk, o bulaşık deterjanı alınacak. Athena grubunun solisti Gökhan gibi koltuğa yayılmışım; aniden yerimden kalkayım derken… “Anam anam anam!” diye feryad-ı figan edip elimi belime attım ağrıdan. “Hay atalarımın şarap çanağına!” diye bağırdım. Evet evet, atalarıma ana avrat düz gittim. “Bel ağrınla atalarının ne ilgisi var?” diyorsunuzdur içinizden. Anlatayım efendim: Bundan çok çok uzun zaman önce hatta on binlerce yıl önce, develere diken, insanı üzen yok iken, pirelerin henüz berber olmadığı bir dönemde, Türkiye-Batı İran Levant bölgesinde başladı her şey.  Geyiklerin peşinden koşan, meyve ağaçlarına tırmanan, o dağ senin bu dağ benim demeden bayır çayır dolaşan atalarımız aslanlar gibi geyiğini avlar, ateşini yakar ve avını pişirip afiyetle yerdi. “Yarına Allah kerim” der, bir güzel uyurdu. Stokçuluğun olmadığı biberin, patlıcanın, domatesin değil […]

Göçer Kadınlar – Yazı ve Fotoğraflar

17 yıldır göçerlerin fotoğraflarını çekiyorum. Onlara misafir olduğum her seferinde yeni fotoğraflar çekiyorum, yeni şeyler öğreniyorum. Göçerlikle ilgili bana en ilginç gelen şey dağlarda kendilerine yetebiliyor olmaları ve doğa dilini ‘pusulu’ gibi kullanmaları…  Bu yazı, doğayla ‘pusulu’ konuşan ‘Göçer Kadınların’ günlük yaşamlarından bir kesittir, işte… *** Yaprakların solduğu, kuşların göçmeye başladığı, doğa ananın hepten kendini kış uykusuna hazırlamaya başladığı yılın son mevsimi… Göçmen kuşlar gibi onlar da yollara düşmüşlerdir şimdi. Yalnız bu mevsimde tek bir korkuları vardır, yollara erken düşen kar…   Kim bilir şu an çadırlarını hangi şehrin hangi kasabanın hangi köyün de kurmuşlardır. Belki de çadırlarını daha kurmamış, gecenin sessizliğinde bitmez, tükenmez dağ patikalarında yol yürüyorlardır. Gecenin müsait bir zamanında şehirlerden, kasabalardan, köylerden uzak, dağların kuytu bir yerinde sadece yıldızların ışıldadığı bir yere varıp konaklayacaklardır. Bu yer, mutlaka ya güneye bakan bir dağ yamacıdır, ya da poyrazın hüküm edemediği derin bir vadidir. Göçer kadınların gür sesi dağlarda yankı bulup gecenin sessizliği bozuluverdi mi, eşek ve katır yüklerinin urganlar çözülür, yere çadır kazıkları çakılır, tiftikten örülmüş “Konê Reş” dedikleri siyah kıl çadırların orta sütun direkleri yıldızlara doğru yükselir, yere çakılan kazıkların ipleri gerilir, kap kacak içeriye taşınır, döşek ve yorganlar çadırların içinde bir düzen içinde serilir. Bütün bunlar yapılırken göçer anaların sırtında bir yük vardır hep. Bir parçalarıymış gibi bu yük hiç mi hiç sırttan inmez. Göçer bir anne, mışıl mışıl uyuyan çocuğunu Kürtçe de “tûr” dedikleri sırt torbadan çıkartır, çocuk uyanır ve ağlamaya başlar.   Göçer anne, ay ışığında sütten sarkmış memelerini dışarıya çıkartarak ağlayan bebeğinin ağzına verir, ağlayan bebesini böylece susturur. Doymayacakmış gibi süt emen çocuk, ansızın gözlerini açar, annenin yüzüne bakar, doydum dercesine annesine şirince gülümser. Anne, binbir şirinlikle ona karşılık verir. Anne, onu sıkıca tutup sen benim her şeyimsin dercesine çocuğunu bağrına basar, pembe dudaklarıyla dünyanın en sıcak en uzun öpücüğü nar rengindeki yanaklarına kondurur. […]

Sıradanlığın Sıradışılığı

Sıradan olmaktan uzaklaşmak gibi bir gayretin içindeyiz, çoğumuz. Sıradanlıktan kaçarken çoğu defa sıradanca eğilimler, tutumlar ve davranışlar içinde debelenip dururuz. Her ne kadar algılar ve istekler sıradanlıktan üstünlüğe bir eğilim gösterse de, içinde hapsolduğumuz sıradanca davranış ve tutumların esaretindeyiz. Bunu fark etmem çok erken zamanlarda olan bir durumdu. Burada yanlış anlaşılmasın sıradanlıktan üstünlüğe terfi etmenin işareti değil, bilakis kendi sıradanlığımdan kurtulamayacağımı bilip haz almayı seçen biri olarak anekdotları zikredeceğim. Çoğunuzun gördüğü ama tanımlamadığı ve hepimizin çokça yaptığı sıradanlıkla buyurun bakalım! Orta son sınıftaydım, akıllı, efendi, çalışkan bir öğrenciydim, hem dersleri daha iyi dinlemek, hem de deniz hocanın parfüm kokusunu almak için ön sırada oturuyordum. Bir gün ders esnasında şu an hatırlamadığım bir yaramazlığı yapıp en arka sıraya postalanmıştım. İşte ne olduysa o gün o arka sıraya geçince oldu… En arkada oturunca kimseyi ensemde hissetmediğim o gün bir aydınlanma gelmişti. Görüş açım ile beraber düşünce sistemim de değişmişti. Herkesi her şeyi görüyordum, sınıf ineklerinin heyecanla parmak kaldırışlarını, birçok kişinin lacivert ceketleri omzunda saçlarından düşen kepeklerini. Herkesin ense tıraşını, ayağa kalkan kızlarının eteğinin buruşmuş hallerini. Teneffüste dışarıda o pileli etekler nasıl ütülü duruyordu anlamıyorum, o zaman nano teknoloji  de yoktu. Sanki bir padişahın halka karışması gibi çarşıya pazara inmesi gibi bir şeydi benimkisi, eğlenceliydi. Herkesin açığını görüyor tek başıma içten içe gülüyordum, üst üste platonik gülüşler serisi… Sınavlardan yüz puan almayı bırakmıştım, soruların tümünü bilmeme rağmen hepsini cevaplamıyor 85-90 arası puan alıyordum, 100 alıp dikkat çekmeye arkadaşlarımın haset ve nefretlerini almaya ne gerek vardı ki, satranç turnuvalarında birinci değil de ikinci olmayı seçiyordum bilerek yeniliyordum. İkinciyi kimse sallamıyor birinci göz önünde üçüncü sinirden çatlıyordu, üçüncü ikinciyi sallamıyor rakip olarak birinciyi görüyordu, birinci aslında ikincinin daha iyi olduğunu biliyordu, öğrenciler birinciden nefret edip, üçüncüye acıyorken ikinci yani  ben tüm bu olanları görüyor daha çok eğleniyordum. O gün yine anlamıştım ki gümüş altından daha […]