5 Eylül 2026

Şiir

çöl yüreğimin şelalesi

ey çöl yüreğimin şelalesi! ey anlamı sözcüklere gömentanrı!lütfu biçare nefesimin ve de en güzel mavimşahin kanadına tutunan serçe parmağı kesme!kesme şah damarını kalbiminilişsin usulca sedasızgöğünün güzelliğine meczuphiç etme süslenen tek heceyihiç etme süslenen her geceyi

III.II. Mektup (Su’ya Mektuplar)

Tin Zamana hırkasını giydirdim. Sen bir hüzün mevsimini örtündün. Rüyadaki bir kıymık haber etti: İnsan aşkla tanır insanı. İnsan aşkla tanır Tanrı’yı.   Ama bizim madenimiz gövdemiz. Bizim kapımız gözlerimiz. Bizim evimiz gönlümüz. Ruhumuz, gözlerimizden akar gövdemize. Kadın gövdesine erkeğin sütünü…

Kırık Kelâm

Gökyüzü, tabutudur susan dağların bileceksinizBirbirine çarpan mala ve tuğla aynı suyun kederiAnısına saklandığım duvarlar çok sayfalı yenilgiAğıdımda kıvranıyor ölüm fragmanlarıGörmek için kırılan aynada masum bir yıldızŞah damarını kesiyor üç nefesteBilmezdim insan sırmış gölgesine Hayat, kristal bir bardaktır bileceksinizBirbirine sürtünen taş…

Yekûn Mektubu

Mim ( I. İklim) Bu mektup yedi iklimin rengi gözlerine adanmıştır. Bu mektup aşkın en eski adına yazılmıştır. Bu mektup tütsülü ormanlarda yazılmıştır. Ve her harfi yedi maden üzerine yedi ayrı hat ile ayrı yedi zamana ve ayrıca yedi vadiden…

eyle beni ey sevgili gül

eyle beni ey sevgili külsavrulsun bedenimden arta kalan ayazakalmaz ahım ateş olmadıkça yanan uğrunayaşat ve yarat her yeni gün doğumunda eyle beni ey sevgili gülsakın yaprağımdan neşrolan saf kırmızılarıyakınmam doyurdukça tutkun toprağımı sev ve esirge her gün batımında

II. XVI. Mektup

I. Methiye (Gövdenin Şarkısı) Sen bir duasın; arzdan arşa uzanan bir yol. Her daim kendine varan evrende cebr dairesi ve ayrıca derviş ocağı. Saçların gecenin büyüsü; kalem, kelâm ve hür karanlık, bin söylev ve bin çizim. Şaşkın bir Mem konuşur…

Yanlış İplerde Düğümlenmek

Yanlış iplerde düğümlenmişiz geç fark ettim. Sen ikinci sınıf bir aşk romanında çocuksu düşlerini tüketmişken, Ben yazarlığıma veda etmişim; figüranlarla dolu bir romanın tam ortasında Sen akıttığın gözyaşlarını sahte bir güneşte kuruturken, Ben ıslanmayı bilmeyen bulutlarda gam olup birikmişim Yanlış…

Çıplak Düş

kan kuşalıydı tenimiz / bebe kadının arınıp çırılçıplak kalmalıydık ki, bedenimiz derisinden kopsun! berikiel keyifsiz kalsın sonsuz tülden kapıların manası kilitsizlik ürktün mü ey melik! destursuz hazların kısır düşünden işte bundandır soyunmalı lanetli elmanın kabuğundan

Arsız Münkir’e

Münkir’in kışkırttığıdır, dedim ve başladım: Kulaklarımda çınlayan zaman desenleri Nedense buğulu bir sahrada avutuyor sesimi Ateşin yanaklarından anlık bir öpücük alıyorum Kıpırdıyor içimde arsız şelaleler Kalbim devletimdir değiştirsin kimliğimi   Anılarımın suratında seraptır her tanıdığım Kurbanım kimse inanmıyor ilhak olduğuma Hızla dönüyor dünya çık içimden ey peygamber Epeydir ömrüm ne sinema ne yasemin Korkarım taşlarını ağlayarak yutacak ebabiller   Bulutlarda gezdirdiğim bıçak ışıltısı Vahim bir yanlışa gebe sıyrığında kan dalgınlığı Öpmeden sevilmiyor bir kadının eli, budur isyana davetim İşlek caddelerinde şehrin hesabım açık buyurun: Bana mülk olan keder en büyük maharetim   Ağırlığım birkaç kilo, gerisi gölge ve gül Yakışmak için yeryüzüne çırpınıyorum Görmüyorsunuz makamlarınızı ve tanrılarınızı küçülttüğümü Kapalı yollarda aralıksız kar gibi ayetler döktürüyorum Yasaktır bu aşktan çıkmak, duyun artık öldüğümü  

Vasiyet

Ilık bir eylül akşamında ölmek istiyorum, Ardımdan haber verir gibi tatlı bir meltem essin. Küçük bir kasabada yaşayayım öncesinde, Bahçe içerisindeki evimde, Ağaçların gölgesinde…   Üst kattaki yatağımda kenarı fistolu beyaz çarşaflar, Özenle işlenmiş pikeler içinde çıkayım son yolculuğuma. Üzerime sabun kokan temiz bir gecelik giydirin. Saçlarımı tarayın. Aman ha bunalırım, yüzümü örtmeye kalkmayın. Komşulara eşe dosta haber verin de Bahçe yavaş yavaş yasımı tutmak isteyenlerle dolsun. İki tane genç kız tutun, Gelene gidene gazoz ikram edecek Ev tenhalaşınca da ortalığı silip süpürecek.   Cenaze arabamı siyah renkte istiyorum. İnanmayın canım şaka yapıyorum, Pırıl pırıl yıkasınlar yeter. Mezar yerimi önceden almış olurum herhalde, Onun için zahmet etmeyin.   Düşündüğüm en tepede bir yer. Anlaşıldığı üzere Pek sıkıntıya gelememekteyim. Uzakta bir deniz manzarası varsa eğer, Değmeyin keyfime, mutlaka huzur içindeyim.

Biraz Daha Gel

Biraz daha gel, sular nerden bilsin sana kanadığımı Daha gel, iskelesinden kopmuş bir ip gibi sarhoşluğuma Gel, aşk biraz yoksul, epey lacivert bilirsin Kilitleri kıracak azametim var   Biraz daha gül, gamzeni öpen rüzgarla buluşayım Daha gül, kelebekler şahit kalbimin yakıldığına Gül, arzuların öldüğü bir dergahtır bedenim Ateşle yıkanacak cesaretim var   Biraz daha sev, her cümlenin yakışanı benim Daha sev, bir yabancıyım indikçe kuyularına Sev, gözlerindeki bütün günahkâr geçitler aşkına Sözleri uçuracak kudretim var