Bir kural mı olmalıydı her sevgilinin ilk gönül yarasını unutmak için sarhoş aşklar deryasına yelken açması? Neden bir kural olmadı her sevgilinin ilk göz ağrısıyla bir ömrün son nefesini birlikte uğurlaması? Toprağın çorak bedenine düşecek Gevrek ay parçaları var hâlâ Yağmur yağmalı sevdiğim Aşkın resmini çizmeliyim Yüzünün sahralarına Akrep yuvalarını biçecek Kızıl şimşekler var hâlâ Gök gürlemeli sevdiğim Yıldızlar sığmalı Uyanacak çocukların güvercin avuçlarına Zaman tünelinden çıngırak sesleriyle Dörtnala fırlayacak atlılar var hala Rüzgârlar kusup fırtınalara dönüşmeli sevdiğim Atlar susamıştır mutlaka Yağmuru avuçlayıp İlk nal seslerine uyanmalı… Kül rengi siyah bulutlar, delirmiş şimşek sesleri, toprak kokulu yağmurlar ve çığlıklarla ilerleyen nal sesleri eşliğinde koşuyorum aşkın deryasına doğru.Seni ve özgürlüğü arıyorum; biliyorum ki yokluk, keder ve zorluktur ikisini kutsayan, kıymetlendiren. Yakıcı bir misafirdir aşk/Her kalbin içine/Serseri bir kıvılcımla girer. Gösteri istedin ve ben, “O dünyadan değilim!” dedim. Kızdın, küstün, çekip gittin. “Seni hakikat adına kandırıyorlar.” dedim, anlamak istemedin, gidip kutsallık adı altında kutsal olmayan o bulaşıcı, hileli yalanlar üzerine kurulu hayat oyununun pasif rolünü kabul ettin. Evet, gittin ve hemen girdin gösteri dünyasının sözü yok, özü yok oyununa. Sana herkesin orada olduğunu söylemişlerdi, bu da yalandı. Sadece maske seviciler ve ölüm kutsayıcılar oradaydı.Bana inanmadın ama darılmadım gidişine, ağıtlar da yakmadım. Biliyordum çünkü ustaca yalanlara kahkahalarla inanır akılsız ve çaresiz dünyalar. Seni onlardan asla bilmedim, onlar gibi asla kabullenmedim. Onlar gibi değildin zaten, olmamalıydın. Yine de çekip gittin, şase yollara savruldun. Ve ben, gittiğinden beri yokluğunun yoksunluğundan kıyamet kadar acı çektim. Hala hüzün pazarlarında bir umut simyacısıyım. Gittin!İntihar edip kendini öldürdü bütün hayallerim. Yüreğim yokluğa aktı. Bir yanardağ gibi kustum, çıldırdım… Aşk acısı benzerdir/Sırdır söylenmez/Gittiğinde aşk/Avaredir beyin/Sonu bilinmez. Ömrü bir kelebek ömrü kadar kısa, özü acınası bir anlamsızlıkla süslenmiş o imaj hayranı zavallılar benden kopardılar seni. Ne acı ki önü alınamayan ve kesilemeyen ölümcül bir kanamaya dönüştüm. Kuru bir ekmek dilimi gibi […]