10 Ekim 2026ISSN 3150-0757

Zamansız’ın seçtiği kitaplar satışta Kitap Mağazası

Edebiyat

1 Aralık Mektubu

Samsiİçinde lamba, içinde kırlangıç, içinde yaz, içinde akşam olan mekânlar benim kalbim ve çocukluğumdur. Kent yalnızlıklarının doğurduğu ruhani hastalıklara baktım. Bedenler ruh bağından kopmuştu. Sevdalar ve aşklar bundandır burada gövdeye tutunur ve tükenir. İnsanın ruhu nasıl acır? Bunun bir tarifi…

çöl yüreğimin şelalesi

ey çöl yüreğimin şelalesi! ey anlamı sözcüklere gömentanrı!lütfu biçare nefesimin ve de en güzel mavimşahin kanadına tutunan serçe parmağı kesme!kesme şah damarını kalbiminilişsin usulca sedasızgöğünün güzelliğine meczuphiç etme süslenen tek heceyihiç etme süslenen her geceyi

Yuvarlak Bir Dünyanın Yetim Köşeleri

Kahvaltı veren bir kafede sabah öğünümü henüz bitirmiş, çayımı içip kitabımı okuyordum. Böyle yerlerde insan haliyle bazen kafasını kaldırıp çevreye göz gezdiriyor, böylece hem kafadaki yoğunluk nefeslenebiliyor hem de çevredeki dış uyaranlar gözlemlenebiliyor. Kahvaltımı beklerken, elindeki günlük gazeteyi sürekli evirip…

III.II. Mektup (Su’ya Mektuplar)

Tin Zamana hırkasını giydirdim. Sen bir hüzün mevsimini örtündün. Rüyadaki bir kıymık haber etti: İnsan aşkla tanır insanı. İnsan aşkla tanır Tanrı’yı.   Ama bizim madenimiz gövdemiz. Bizim kapımız gözlerimiz. Bizim evimiz gönlümüz. Ruhumuz, gözlerimizden akar gövdemize. Kadın gövdesine erkeğin sütünü…

Etçi Nusret, Sosyalist Maduro ve Komünist Başkan

“Düşman ancak hata yaptığınızda sizi över.” der Dimitrov Gâvurun şeyi gibi kavrulan Kuze-y Latin Amerika’da vukû bulanlar ile ilgili “L.n Dîno, hem gâvurun şeyine hem de politikaya olan ilgini bildiğimizden senden şöyle qallawî bir yazını bekliyorduk”çu kekelerim! Değerli “Abi adam…

Kırık Kelâm

Gökyüzü, tabutudur susan dağların bileceksinizBirbirine çarpan mala ve tuğla aynı suyun kederiAnısına saklandığım duvarlar çok sayfalı yenilgiAğıdımda kıvranıyor ölüm fragmanlarıGörmek için kırılan aynada masum bir yıldızŞah damarını kesiyor üç nefesteBilmezdim insan sırmış gölgesine Hayat, kristal bir bardaktır bileceksinizBirbirine sürtünen taş…

Yekûn Mektubu

Mim ( I. İklim) Bu mektup yedi iklimin rengi gözlerine adanmıştır. Bu mektup aşkın en eski adına yazılmıştır. Bu mektup tütsülü ormanlarda yazılmıştır. Ve her harfi yedi maden üzerine yedi ayrı hat ile ayrı yedi zamana ve ayrıca yedi vadiden…

eyle beni ey sevgili gül

eyle beni ey sevgili külsavrulsun bedenimden arta kalan ayazakalmaz ahım ateş olmadıkça yanan uğrunayaşat ve yarat her yeni gün doğumunda eyle beni ey sevgili gülsakın yaprağımdan neşrolan saf kırmızılarıyakınmam doyurdukça tutkun toprağımı sev ve esirge her gün batımında

Tütün ve Zaman

ZAMANSIZ ATÖLYE’nin İlk Üretimi: Ayna Yazılar! Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “Zamansız Atölye” için Ayna Metin çalışması yaptılar. Önce, yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa…

ZAMANSIZ ATÖLYE’nin İlk Üretimi: Ayna Yazılar!

Yazarlarımızdan Gani Türk ve Seda Cebeci, “Zamansız Atölye” için Ayna Metin çalışması yaptılar. Önce, yazarlarımızdan biri, yazacağı öyküye dair taslak notlarını diğer yazarımız ile paylaştı. İkinci aşamada diğer yazarımız, bu notları kullanarak kendi kısa öyküsünü oluşturdu. Son olarak, taslak notların…

II. XVI. Mektup

I. Methiye (Gövdenin Şarkısı) Sen bir duasın; arzdan arşa uzanan bir yol. Her daim kendine varan evrende cebr dairesi ve ayrıca derviş ocağı. Saçların gecenin büyüsü; kalem, kelâm ve hür karanlık, bin söylev ve bin çizim. Şaşkın bir Mem konuşur…

Bir Sonbahar Yaprağının Düştüğü Yerdeyim

Bize kaldı yüreği sökülmüş çağı yeniden yaratmak… Buyruk en ağır yükün altına soktu, kaçacak onuncu köy arıyoruz her gün kocaman yetmişliklerin son demlerinde…           Özlem durur, parçalar kendini. Kendisinden bihaber, o kayıp sevgililer yüzünden. Beynim kahkahalar içinde! Görmüyor hiçbir şeyi! Görmek…

Das Kapital’imsi Anlaşılmaz Cümlelerden Kurulu, Benzodiazepin İlaç Grubu Etkili Dino Yazısı!

Feridûn ile Freud’un Newrozları aynıdır; ikisi de ateşlidir. Sevgili ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt, biz de emir telakki ettik’çi canciğer dostlarım! Pek kıymetli Nikaragualı hemşerilerim ve değerli Bolivarcı comradelerim! Aryanların efsanevi kahramanlarının iki “yüzü” vardır. Bir yüzleriyle mitolojik, diğeriyle tarihi birer saygıdeğer şahsiyettirler. Soyut olan yüzleriyle KAWA’lar kozmiktirler ve…

Yanlış İplerde Düğümlenmek

Yanlış iplerde düğümlenmişiz geç fark ettim. Sen ikinci sınıf bir aşk romanında çocuksu düşlerini tüketmişken, Ben yazarlığıma veda etmişim; figüranlarla dolu bir romanın tam ortasında Sen akıttığın gözyaşlarını sahte bir güneşte kuruturken, Ben ıslanmayı bilmeyen bulutlarda gam olup birikmişim Yanlış…

Ah Yüreğim, Kıskacındasın Akrebin

Zaman eşkıya olmuş. Tüm sevincimi, hayat hakkımı bir teraziye koymuş göndermiş sıratın köprüsüne, bir cehennem vaktine. Zaman bu; ne mal takmış ne mülk ne mevki ne ilim ne de bilim. Binmiş bir fırtınanın sırtına, inmiş bir şimşek gibi beynimin en…

Çıplak Düş

kan kuşalıydı tenimiz / bebe kadının arınıp çırılçıplak kalmalıydık ki, bedenimiz derisinden kopsun! berikiel keyifsiz kalsın sonsuz tülden kapıların manası kilitsizlik ürktün mü ey melik! destursuz hazların kısır düşünden işte bundandır soyunmalı lanetli elmanın kabuğundan

Redakte Edilmiş İlk Dino Yazısı

“Ave Caesar! Morituri te salutant!” Sevgili Romalılar, Saygıdeğer Gerusia Meclisi Üyeleri, Sayın Senatörler! Rahatlığın verdiği göt kalkmasından mıdır yoksa dizginlenemez yaratım içgüdüsünden midir bilinmez, sonsuz mutluluktaki Tanrı Thor insanı yaratmaya karar verir. İskandinav tanrılarının Ortadoğulu tanrılardan eksik kalacak halleri yok ya, Tanrı Thor oracıkta “kûn!” emrini verir ve insan “yekûn” olur. Tanrı, insanları yeryüzüne hükümran kılmak için onları yeryüzüne dağıtıp tahtına çekilir. Belki yarattıklarını izleyip gurur duymak istiyordur ya da belki ne yaptığını kendisi de bilmiyordur. Neyse, insanları izlemek için mabadını gökyüzünün en yüksek tahtından kaldırıp dünyaya baktığında, gördükleri karşısında korkunç bir “heves-kursak” olayı yaşar. Yarattığı insanın dört ayağı birbirine dolandığından yürümeye her çalışışında sendeleyip düştüğünü, ayağa kalkmaya davrandığında ise beceriksizce yalpaladığını görüp hayretler içerisinde kalır. Hele o saçma sapan dört kol da neyin nesidir? Ve en kötüsü de, bu iğrenç gövdenin üzerindeki iki kafanın sürekli birbirine çarpışmasıdır! İşte bu son hadise, hepten endişe terleri dökmesine neden olur Thor’un. Bir şeyler yapmalıdır, yoksa diğer tanrılara rezil olacaktır. Elindeki çekici hızlıca örse indirir, çıkan kıvılcımları şimşek demetlerine dönüştürerek yeryüzüne yağdırır. İşte o şimşekler insanı tam ortasından ikiye ayırır. Gururla bakar eserine Thor! Evet, bu sefer galiba olmuştur; iki kollu, iki ayaklı, tek başlı ve tek cinsiyetlidir artık insan. Ama ortada ciddi bir hata vardır. Gönderdiği şimşekler insanların bedenini ikiye ayırmış ama ruhlarına dokunamamıştır! İşte, aşk dedikleri şey budur: İnsanın tek olan ruhundan kopartılan diğer beden yarısını araması! Ve işte insanın cinsellikten aldığı hazzın nedeni de budur; yaradılışının ilk haline dönüp Tanrı’nın ona ilk dokunuşunu hissetme arzusu! Yunanlı hemşerilerim bu mitostan haberdar olmalıydılar, zira onlar cinselliği ‘küçük ölüm’ olarak tanımlıyorlardı. Belki de bu yüzden Antik Yunan’da ölmek üzere olan bir gladyatörün son teri afrodizyak kabul ediliyordu. Sevgili Romalılar, Değerli Kartacalı Dostlarım ve Alınlarının Ortası Kırmızı Benli Maoist Sih Komradelerim! Aslında sevmek öyle kolay iş değil. Birini sevmeniz için nöronların uyarılıp serebral korteks frontal lobundaki miyelin kaplı aksonların kalbe ulaşması gerekir. Ondan sonra bir gıdım (Gıdım için fevkalade zorunlu bakınız: Bilim çevrelerinin milimikron diye tanımladıkları ölçü birimi) endorfin hormonu. Bu konu hakkında danıştığım doktor arkadaşımın bir pratisyen oluşu ve az sonra sözünü […]

Açık Hava Sineması

Kocaman televizyon ekranının karşısında bir grup insan sohbet ediyor. Onların arkasında ordan oraya koşuşan çocuklar, kendi aralarında bir oyundur tutturmuşlar. Park mı açık hava sineması mı belli değil. Bizi buraya film izleyeceğiz diye çağırmışlardı. Yağmur yağabilir korkusuyla sandalyeleri üstü kapalı bir köşeye sıkıştırmışlar. Bu yüzden perde niyetine kullanılan televizyon ekranı biraz yanda kalıyor. Yanımdakini tanımadığım halde konuşuyorum: “Film başlayınca ortalık sakinleşir, herhalde.” O da öyle umuyormuş. Tanımadığım başka insanlar daha var etrafımda, sohbet ediyorlar. Araya giriyorum: “Film ne zaman başlar?” “Film çoktan başladı.” “Nasıl yani, şimdi siz film mi izliyorsunuz burada?” “Görmüyor musun, film yarılandı. Az sonra beş dakikalık bir ara verecekler!” “Bu nasıl sinema ya?” “Beğenemedin mi? Burada böyle!..” Şaka yapıyorlar herhalde. Ne görüntü belli ne de bir ses duyuluyor. Hele şu etrafta koşuşturan çocuklar… Kahvehanede bile bu kadar gürültü patırtı olmaz. “Böyle sinema mı olur? Ben gidiyorum!” dedi arkadaşım. “Biraz daha oturalım. Bakalım ne olacak, merak ediyorum.” dedim. “Sen otur, benim canım sıkıldı. Dolaşacağım biraz.” Kalktı. ‘Sinema’ diye milletin yığıldığı yerden çıktı, gitti. O gider gitmez yanımda oturanlardan biri arkadaşımın arkasından söylendi: “Dövecektim şerefsizi, zor tuttum kendimi.” dedi. “Ağır ol bakalım! Kimmiş şerefsiz?” dedim, sinirlendim tabii. “Sen ne karışıyorsun? Sana bir şey mi dedik şurada?” “O giden benim arkadaşımdı, ona hakaret edemezsin.” “Asıl o bize hakaret etti. Film bitmeden sinemadan çıktı.” “Ne filmi ya? Siz film mi izliyorsunuz?” “Kör müsün, ne yapıyoruz film izlemiyoruz da?” “Ben de izlemek istiyorum ama bir şey göremiyorum.” “Ne görmek istediğine bağlı!” Yahu insan sinemada ne görmek ister arkadaşım? Adam hem konuşuyor hem elinde kocaman bir tornavida ile oynuyor. Elindeki tornavidayı havaya atıyor, sonra da yere doğru süzülen tornavidayı yakalıyor. Büyük bir iş başarmışçasına sırıtıyor marifetine. Sonra tornavidayı önündeki tahta masaya saplıyor. Çıkartırken masayı kanırtıyor. Televizyon ekranına başını kaldırıp da bir kere bakmıyor bile. “Böyle şerefsizler hiç gelmesinler bizim sinemamıza!” Beni kışkırtıyor. Gözlerimin içine dikti gözlerini. Bizi buraya çağıran arkadaştan da eser yok. Nereye gittiyse gitmiş. En iyisi ufak […]

Bir Şair Gibi Öleceğim O Gün

Bir kural mı olmalıydı her sevgilinin ilk gönül yarasını unutmak için sarhoş aşklar deryasına yelken açması? Neden bir kural olmadı her sevgilinin ilk göz ağrısıyla bir ömrün son nefesini birlikte uğurlaması? Toprağın çorak bedenine düşecek Gevrek ay parçaları var hâlâ Yağmur yağmalı sevdiğim Aşkın resmini çizmeliyim Yüzünün sahralarına Akrep yuvalarını biçecek Kızıl şimşekler var hâlâ Gök gürlemeli sevdiğim Yıldızlar sığmalı Uyanacak çocukların güvercin avuçlarına Zaman tünelinden çıngırak sesleriyle Dörtnala fırlayacak atlılar var hala Rüzgârlar kusup fırtınalara dönüşmeli sevdiğim Atlar susamıştır mutlaka Yağmuru avuçlayıp İlk nal seslerine uyanmalı… Kül rengi siyah bulutlar, delirmiş şimşek sesleri, toprak kokulu yağmurlar ve çığlıklarla ilerleyen nal sesleri eşliğinde koşuyorum aşkın deryasına doğru.Seni ve özgürlüğü arıyorum; biliyorum ki yokluk, keder ve zorluktur ikisini kutsayan, kıymetlendiren. Yakıcı bir misafirdir aşk/Her kalbin içine/Serseri bir kıvılcımla girer. Gösteri istedin ve ben, “O dünyadan değilim!” dedim. Kızdın, küstün, çekip gittin. “Seni hakikat adına kandırıyorlar.” dedim, anlamak istemedin, gidip kutsallık adı altında kutsal olmayan o bulaşıcı, hileli yalanlar üzerine kurulu hayat oyununun pasif rolünü kabul ettin. Evet, gittin ve hemen girdin gösteri dünyasının sözü yok, özü yok oyununa.  Sana herkesin orada olduğunu söylemişlerdi, bu da yalandı. Sadece maske seviciler ve ölüm kutsayıcılar oradaydı.Bana inanmadın ama darılmadım gidişine, ağıtlar da yakmadım. Biliyordum çünkü ustaca yalanlara kahkahalarla inanır akılsız ve çaresiz dünyalar. Seni onlardan asla bilmedim, onlar gibi asla kabullenmedim. Onlar gibi değildin zaten, olmamalıydın. Yine de çekip gittin, şase yollara savruldun. Ve ben, gittiğinden beri yokluğunun yoksunluğundan kıyamet kadar acı çektim. Hala hüzün pazarlarında bir umut simyacısıyım. Gittin!İntihar edip kendini öldürdü bütün hayallerim. Yüreğim yokluğa aktı. Bir yanardağ gibi kustum, çıldırdım… Aşk acısı benzerdir/Sırdır söylenmez/Gittiğinde aşk/Avaredir beyin/Sonu bilinmez. Ömrü bir kelebek ömrü kadar kısa, özü acınası bir anlamsızlıkla süslenmiş o imaj hayranı zavallılar benden kopardılar seni. Ne acı ki önü alınamayan ve kesilemeyen ölümcül bir kanamaya dönüştüm. Kuru bir ekmek dilimi gibi […]