Ana Sayfa Edebiyat Deneme Etçi Nusret, Sosyalist Maduro ve Komünist Başkan

Etçi Nusret, Sosyalist Maduro ve Komünist Başkan

“Düşman ancak hata yaptığınızda sizi över.” der Dimitrov

Gâvurun şeyi gibi kavrulan Kuze-y Latin Amerika’da vukû bulanlar ile ilgili “L.n Dîno, hem gâvurun şeyine hem de politikaya olan ilgini bildiğimizden senden şöyle qallawî bir yazını bekliyorduk”çu kekelerim! Değerli “Abi adam bitti tükendi, yazacak bir şeyi kalmadı”cı bilmiş okurlarım (Hemen şurada, hazırda beklettiğim taze bir “hasssittir”im var sizler için, ama dergi editör kolektifi yazmama izin vermiyor!). Pek körpe, taptaze okurlarım ve pek muhterem “Hamdım, yandım; Dîno okudum piştim”ci sıkı hayranlarım!

Sakin olun! Sakin olun, ortada devrim falan yok (Olsa, ilk haberi olacaklardan biriyim). Girdiği kilisede mumları üfleyip İsa’nın ikonalarını kırarak kendi ideolojisinin ileri gelenlerinin resimleriyle donatıp kulluğu reddettiğini ve artık özgür olduğunu düşünen birey ne kadar zavallıysa, Kuze-y Latin Amerikalılar’ın yaptığı da o kadar zavallıcadır. Adam kulluğu reddetmemiştir sevgili okur. Sadece tapacağı, kulluk edeceği tanrısını değiştirmiştir. Kuze-y Latin Amerikalı hemşerilerimizin “devrim” diye tabir edilen girişimleri de tam olarak budur. Onlar kulluğu değil tapınacakları tanrılarını değiştirmeye çalışıyorlar. İki ucu emperyalist değnek anlayacağınız. Muhalifler kazanırsa uluslararası emperyallere köle olacaklar, yok iktidar kazanırsa emperyallerin yöresel işbirlikçilerine. Kuze-y Latin Amerikalıların durumu bir nevi “Biçirandina q.na xwe dixisirin”dır.

Bu arada ülke içinde toprak altı b.k kalitesindeki -devrimci geçinen- tavşan boklarının devrimden ne anladıklarının ortaya çıkması da Dîno okuyucularınca gözden kaçmaz ve teşhir edilmesi gereken bir durum olarak karşımıza çıkmıştır. Caracas’ta toplanan yüzlerce kişiyi yücelttikçe yücelten bu zavallı takımın ülke içinde toplanan yüz binleri görmezden gelmeleri nasıl garabetse, Maduro’nun aynı anda hem İslami cenahtan hem de “radikal sol”dan destek alması o denli garabettir. Bundan birkaç yüzyıl önce tüm Latin Amerika’yı İspanyol sömürgesinden kurtarmaya niyetli, asıl adını okumakta zorlanacağınız ya da daha yarısına gelmeden adının tamamını okumaktan vaz geçeceğiniz (Simon José Antonio de la Santisima Trinidad Bolivar PalaciosPante y Blanco) Simon Bolivar’ın ideolojik mirasçısı iddiasındaki Etçi Nusret müdavimi, Cumhuriyetî Îslamiyyê İran’ın Reis-i Cumhuru Ahmedî Necat’ın kankası, Diriliş Ertuğrul hayranı, asıl adının hiç önemi olmayan Maduro’nun Venezuella’yı ne hale getirdiği ortadadır. Devrimin yasaları değişmez değiller ancak geçersiz de değiller. Devrim, sanatsal ya da estetiksel bir duruş değildir. Bırakın sanat ve estetiği terziler, ressamlar, modacılar dert etsin. Devrim, ezilen sınıfın ezen sınıfı ya da ezilen ulusun ezen ulusu alaşağı ettiği bir şiddet harekâtıdır. Şimdi söyleyin bakalım Maduro hangi ezilen sınıf adına hangi ezen sınıfa ya da hangi ezilen ulus adına ezen ulusa karşı şiddet harekâtının liderliğindedir?

Sevgili Rêhevallerim! My Dear Comradelerim! Pek kıymetli yoldaşlarım! Alanlarda içi boşaltılmış sloganlarımızdan, solmuş kızıl bayraklarımızdan -hafif pembemsi- başka bir şeyimiz kalmamışlığın hayıflanışındayız. Oysa dünyayı değiştirip dönüştürecek daha da yaşanır bir hale getirecek, sınıfsız, cinsiyet eşitlikçi bir toplum yaratacak kadar büyük düşlerimiz vardı.

Che’nin şablon baskı portresi sarışın, mavi gözlü ABD’li kızın g-string’inin süsüne kadar “düş”müşse (g-string’in neresine sığdırılıyorsa artık), herkesin “düş”leri büyüklüğündeki özgürlüğü de ortadadır. Kendini ezilen ulusun ulus sorununa katmamış ezen ulus kompradorlarına, kendini ulusal sorunundan çok sınıfsal soruna kanalize eden ezilen ulus oportünistlerine “devrim”ci dersen olacağı budur. Hani şeyini sallasan en “değmesin”den devrimciye “değer” hesabı ortalık devrimci kaynar.

Taaaaa Venezuela’ya gidip olayı örneklendirmeye ne hacet, ahan da tercihen Dersim ya da Tunceli diyebileceğiniz ilde ezilen ulus devrimciliği ile sınıf mücadelesini birlikte yürütmeye çalışan partiye karşı kendisini “değme” komünist olarak tanıtan şahıs seçime girip belediye başkanlığını kazanırken ülke içindeki “solcu” kesimden gördüğü sevgi gösterisinin aynısının tıpkısını İslami cenahtan hatta alt ettiğini iddia ettiği iktidar tarafından bile gösterilmesi Mudoro’nun hem Ahmedi Necat’tan hem de ülke sosyalistlerinden destek görmesi kadar garabettir. “Uleyn iki satır Wallerstein okuyup Modern Dünya Sistemleri Teorisi kavramını duymamış olsak adamı bize de Komünist Başkan diye yutturacaklar!” diyerekten kadehimi tarihin sahipsiz çocuklarına, gerçek devrimcilere kaldırıyor sizleri selamlıyorum.

Sevgili seçmen kütüğünde kaydı bulunmayan kayıtsız kekelerim, pek kıymetli “Abi bir oy! Ne olacak ki”ci zavallı hemşerilerim ve değerli elindeki tek oyla dünyayı değiştirebileceğini zanneden megalosexüeller!

Oy kullanmayı o kadar ciddiye almayın sevgili okurlarım (almayın derken sakın kullanmamazlık etmeyin); nihayetinde “Eğer oy kullanmak demokratik olsaydı bu ülkede çoktan oy kullanmak yasaklanmış olurdu” diye bir şey duymuşluğumuz vardır şükürler olsun.

“Bixwekirobawerkiro” Latince bir terim değildir. “Kişinin kendi uydurduğu yalanı tekrarladıkça artık kendisinin de bu yalana inanması ve söylediği şeyin yalan olduğunu tamamen unutması” anlamında Kürtçe bir terimdir ve ben uydurdum. Şu Romalılardan kaçmak için uzun bir süre kör numarası yaptıktan sonra gerçekten görmemeye başlayan adamın (ki ismini kesinlikle hatırlamıyorum. Belki de kayıtlara geçmiş bir ismi yoktur) durumunu izah için şappadaçuk kullanılabilir bir terimdir. Bu durum “Kehanetin kendini ispatlaması” teorisiyle de bağdaştırılabilir. Medya dedikleri şeyin tam olarak yaptığı budur. Seçim öncesi anketlerde hangi partinin ne kadar oy alacağının medyaca açıklanması ve sonucunda “tahmine” yakın sonuçların elde edilmesi “anket”lerin sağlıklı olduğunun değil, ortaya atılan yalana topyekün inanılması ya da kehanetin kendini ispatlamasıyla alakalıdır. Devletin her türlü imkânını kullananlar (“anket”ler dâhil ) ile devletin her türlü engellemesine maruz kalanlar arasında yapılacak seçimlerin ne derece demokratik olacağı Dîno okuyucularında tartışmaya değmez bir basit gerçekliktir. “Hak verilmez, alınır” basit gerçekliğini bile YSK’nın seçimlere müdahale etme istemine direnerek engel olan halkın ispatlamak zorunda kalması, ne kadar geç anladığımızın bir ispatı olarak Dîno okuyucularınca gözden kaçırılmaması gereken bir mevzudur sevgili okurlarım. Elini kolunu (diğer başka organlarını) sallaya sallaya bu ülkeyi “yöneten” güruhun direniş karşısında “ahan da s.çtık” telaşıyla yediği b.ktan geri adım at(tırıl)ması önemli bir mevzudur (Ama Türk siyaset tarihinde bir “devrim” değildir).

Tüm bunlar vukû bulurken, ülke politikasının imoşın parfüm, ter ve sperm karşımı bir kokuya bürünmesinden muzdarip olanlar olurken, bu durumdan haz alanlar da çıkmadı değil hani. Hiçbir ülkenin politikası Türkiye (ero)politikası kadar şehvetli ve şuh değildir.

“L.n ilk defa bir yazıyı tam olarak anlayacaktım ki başlangıç paragrafında ki kuzey kelimesindeki “y” neden ayrı yazılmışa takıldım”cı kekelerime, gâvurun şeyinin Kürtçe isminin ne olduğunu; “Oğlum nerelerdesin yahu, kaç zamandır iki satır yazmışlığına hasret kaldığımın i.nesi” tribindeki yoldaşlarıma böyle b.ktan serzenişleri asla yemediğimi hatırlatır; “Yemin billah, tövbe bir daha okumayacağım”cı kekelerime “Haklısın keke, ben olsam ben de okumam” diyerekten yazıyı bitirerek sizleri selamlarım.

Bu Yazı İçin Yorum Yapabilirsiniz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz