15 Ağustos 2026

Gözlüğü Kafasından Büyükler

Nedense seni gördüğümde hep tanrı gelir aklıma ya da tanrı aklıma geldiğinde seni düşünmüşümdür, bunu çok düşündüm, ‘neden?’ diye, sonradan aklıma geldi; biz seninle sohrap okurduk hep, sonra tanrıyla savaşımızın arasına sen girerdin yatıştırmak için. Bir gün oturdum, ama böyle…

ŞEHRİN KARŞI KIYILISI

İki ayrı yüzüyüz İstanbul’unBen başka bir senSen başka bir benİki kavuşmaz yakayızDüğmesiz iliksizİki farklı kulesiyiz İstanbul’unSen denizde dalga içindeBen tepede rüzgârlara direnenGörsek de beyaz vapurlarıBeyaz martılar izin verdiğinceSissiz ve hissiz İstanbul sabahlarındaKonuşup görüşemeyiz uzak yakınlıklardanİki medeniyetiz İstanbul içindeSen surlarla kaplıBen…

3 Aralık Dünya Engelliler Günü

‘acımak, ruhunda sinsice efendiliği taşıyan sahte sevgi dürtüsüdür.’ 3 Aralık Dünya Engelliler Günü -Hitler’in katlettiği ve diğer tüm yanlış, yetersiz yaklaşımlardan dolayı mağdur olan tüm engellileri anarak- Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında alınan kararla, BM İnsan Hakları Komisyonu 5 Mart…

Nakşeylemin Dürtü

Ellerimde tuttuğum ve içerlemiş olduğum hülyalarda Tadında henüz misvak gibi kokuların kapı araladığı Lila tonlarının kayıpsanmış huzrunda, gölgeliklerime nazaran Kuşanmış olduğum pelerinler konsepti ve süt beyazı masumiyetleri Kıvranışlarda, yani gölge mevsimlerde yıpranışlarım, pek âlâ, pek iyi, pek bir koy aslında.…

Ey Sek İçilen Fikirler 8

Tanrı sizi lanetlemiş bunu çok iyi biliyorum bayım, ertesi hatıralarınızın bir gün batımı suda kaybolması hiç hayralamet değildi çünkü. Bana bir şey sorma, sağır burnumun ve kokuyu alamayan parmaklarımın işlevsiz kaldığı aşikar… Ve dahi çok marifetsiz çok yakışsız çok bilmem…

Toprağı Toprakla Pişirirler

Şimdi akının yasına durduğum yaştayım. Yasımın yaşımı kemirdiği demde. Gül eskimiş bir fiil olarak uyuyor kundağında. Derler, doğduğun vahaya tükenişin ilk sayıklanışı olduğunu; yürüdüğün yola, başladığın yere döneceğini. Şimdi sandıklar içine konulmuş sandıkların kilidiyim. İçimden içeriye hapsettiğim yığınların ebeliğini yapmamı…

Firuze

“Kaçta geleceksin?” “İşim bitince” “Neymiş işin acaba?” “Of anne, sal beni arkadaşlarım bekliyor görüşürüz, sen ye yemeğini.” Bak edepsize, iyice yoldan çıktı bu çocuk, yüzüme kapattı telefonu. Neyse on dakika geçsin bu sefer mesaj atarım. Geçmiş, başla Firuze. “Kaşkol var…

Anlam Arayışı

Sanat, geçmişten günümüze evrensel bir iletişim aracı olarak süre gelmiştir. Sanatın bu iletişim biçimi sanatın en güçlü dinamiklerinden biri olmuştur. İnsan çevresiyle bilinçli bir şekilde iletişime girmek ister. Bu bilinçlilik  düzeyi insanı bir arayışa yöneltir. Bu arayış insanın doğayla, çevresiyle,…

Zamansızlığım

Ne gerisinde ne ötesindekendimi bildim bileliaidiyet sorunu için(m)denereye gidersem gideyimunuttuklarımla hatırladıklarımı,yalnızlığımı hattakendimi de götürürümzamansızlığımla birlikte.

Annie Ernaux ve Yazmak (2022 Nobel Ödüllü)

“Çevredeki hiçbir şey yaşlanacak kadar uzun ömürlü değildi artık.” “Mutasyona uğruyorduk, yeni biçimimizi tanımıyorduk.” “Bilinç, gezegenin tamamını içine alarak diğer galaksilere doğru genleşiyordu.” “Yine bir şefe biat ve itaat etme arzusu vardı. “Bize öğretmek istiyor ama bizim onlara bir şey…

Beş On Beş Vapurunda Ağlayan Kadın

Yol: Gitmek, kendimize gelmemiz için. Terk edilmiş olmak gerekirdi yeni bir insan olmak için ya da kaybetmiş olmak. Günlerce bunu düşünüp durdun. Henüz güneş doğmamış, yollarda tek tük ama hızla giden arabaların hışırtısı dışında bir ses yok. Tan yerinde gözlerin,…

Kır Düğümleri

kırk kalemler kadrosu,asilzadeler vemum ölçekleri ile ışık saçmağa gelenpek çok elçi varbir kır odası düğümünde kırk odalı kırık bir kalem yoksunudavetliler,öncül adamlarını varmağa adına, armağan etmeyecanı gönülden razı iken henüz, melekler ve Raffaello tanış olmamış gün doğumlarızaman,uzun bir iç dünyaya…

Gül Kitabesi

El Şedday Kapısı Avuçların, bir avuç. Bu avuç; kuytunun mühür kapısı, gür ormanın kalbi ve arındığım buhurun dumanı. Bu avuç, dervişin terk ettiği topraklar. Gerdanın, duvar ustasının elindeki sihirli taş. Cömerdin sarraf eli ve beyanı, bir keşfin ulu orta rüyası.…

Ondalık Hayat

bir mağduriyetim var,yaşamaktan yana sakıncalarımölüm eserli korkularve panik butonlarınca sızlanışlar var bu görüler de birden başka mazuriyetlerim vargörmezden gelişlerim vehaykırışlarım ümitlerimi dağlaradağlara olmasa da taşlardan medet ummuşluklarumulmuşluklarım türeyişlerimdestanlarca olmasa da umutlarcabağlanmışlıklarım, isimlerimkalıba dökmüş, kalıba basmışartık ne yazık ki kalıplaşmışlıklarımyüreğimce özgürleyişlerim…

Annem Gidince

Sabah olmasına olmuştu ama gökyüzünü kaplayan kalın gri bulut tabakasını aşıp odaya yeterli ışık girmiyordu. Üzerimdeki yorgan onun üstündeki battaniyeye rağmen ayaklarımı karnıma çekme ihtiyacı duyacak kadar üşümüştüm. Benim yatağıma paralel yerleştirilmiş diğer yatağa bakınca Bilal’in sırt üstü, ağzı açık…

Üzerime Yazılmıştır

1.Topalın yanındayken böyle düşler kurmazdı normalde. Susmayı ya da söylenene ithafen ucuz bir iki kelime etmeyi daha sık tercih ederdi. Oysa şimdi dünyanın en soğuk Ankara’sında, Topal’ın ablasının evinde oturmuş geceyi düşünüyordu. Ne yapacaktı ne söyleyecekti… Kim bilir belki de…

Kapının Dış Mandalı

Tarihe not düşüldü; “benim adım Napolyon Bonaparte ve asillik benle başlar”O an masada oturan herkes Napolyon’nun elindeki kadehe bakar, Napolyon kadehini havaya kaldırmış ve davetlilerin kafası karışık bir şekilde “bu ne demeye çalışıyor” diye içlerinden bir soru geçirmiştir…İşte sahnenin bu…

Bir Şehir ki Çocuklar Asi

Asidir bu şehir çocukları asiYürek yangınlarıKıyıya vuran dalgalarından belliBir yanda defne bir yanda zeytin dallarıSanma ki yıkıntılarla anılırKalkmaz geriAsidir bu şehirÇocukları asiNe İskender’e yar olmuşNe Fransız’a bakiYarılsa da göğsünün ana damarıYine gelir yan yanaErmeni Türk NusayrîAsidir bu şehirÇocukları asiBaş eğmez…