Kocaman televizyon ekranının karşısında bir grup insan sohbet ediyor. Onların arkasında ordan oraya koşuşan çocuklar, kendi aralarında bir oyundur tutturmuşlar. Park mı açık hava sineması mı belli değil. Bizi buraya film izleyeceğiz diye çağırmışlardı. Yağmur yağabilir korkusuyla sandalyeleri üstü kapalı bir köşeye sıkıştırmışlar. Bu yüzden perde niyetine kullanılan televizyon ekranı biraz yanda kalıyor. Yanımdakini tanımadığım halde konuşuyorum: “Film başlayınca ortalık sakinleşir, herhalde.” O da öyle umuyormuş. Tanımadığım başka insanlar daha var etrafımda, sohbet ediyorlar. Araya giriyorum: “Film ne zaman başlar?” “Film çoktan başladı.” “Nasıl yani, şimdi siz film mi izliyorsunuz burada?” “Görmüyor musun, film yarılandı. Az sonra beş dakikalık bir ara verecekler!” “Bu nasıl sinema ya?” “Beğenemedin mi? Burada böyle!..” Şaka yapıyorlar herhalde. Ne görüntü belli ne de bir ses duyuluyor. Hele şu etrafta koşuşturan çocuklar… Kahvehanede bile bu kadar gürültü patırtı olmaz. “Böyle sinema mı olur? Ben gidiyorum!” dedi arkadaşım. “Biraz daha oturalım. Bakalım ne olacak, merak ediyorum.” dedim. “Sen otur, benim canım sıkıldı. Dolaşacağım biraz.” Kalktı. ‘Sinema’ diye milletin yığıldığı yerden çıktı, gitti. O gider gitmez yanımda oturanlardan biri arkadaşımın arkasından söylendi: “Dövecektim şerefsizi, zor tuttum kendimi.” dedi. “Ağır ol bakalım! Kimmiş şerefsiz?” dedim, sinirlendim tabii. “Sen ne karışıyorsun? Sana bir şey mi dedik şurada?” “O giden benim arkadaşımdı, ona hakaret edemezsin.” “Asıl o bize hakaret etti. Film bitmeden sinemadan çıktı.” “Ne filmi ya? Siz film mi izliyorsunuz?” “Kör müsün, ne yapıyoruz film izlemiyoruz da?” “Ben de izlemek istiyorum ama bir şey göremiyorum.” “Ne görmek istediğine bağlı!” Yahu insan sinemada ne görmek ister arkadaşım? Adam hem konuşuyor hem elinde kocaman bir tornavida ile oynuyor. Elindeki tornavidayı havaya atıyor, sonra da yere doğru süzülen tornavidayı yakalıyor. Büyük bir iş başarmışçasına sırıtıyor marifetine. Sonra tornavidayı önündeki tahta masaya saplıyor. Çıkartırken masayı kanırtıyor. Televizyon ekranına başını kaldırıp da bir kere bakmıyor bile. “Böyle şerefsizler hiç gelmesinler bizim sinemamıza!” Beni kışkırtıyor. Gözlerimin içine dikti gözlerini. Bizi buraya çağıran arkadaştan da eser yok. Nereye gittiyse gitmiş. En iyisi ufak […]