5 Eylül 2026

Öykü

Unut(ma)

Acıların sevindiren yanı olur mu? Olur… Hem de bal gibi olur. Gözünün önünde hayattaki son nefeslerini alıp, yakalandığı hastalığa hem kahrolup hem de iyi ki olanları hatırlamıyor diye sevinir mi insan? Sevinir… Hiç sevmediği hastanelere son günlerini verdiğini anlamamak güzel…

Yorgun Süt

“Ortacıya git, onunla hesaplaş.” dedi, Yakup emmi. Aç biilaç bunca yol geldim, paramı almadan hiçbir yere gidemem dedim; ya şimdi verirsin paramı ya da şuracığa yığılır kalırım yeminle. Seğiren sağ gözüyle daha bir dikkat kesilen Yakup emmi, “De bakalım,” dedi.…

Caniler – Üçüncü Mektup

İkinci mektubu okuduğum zaman öğrendiklerimden çok öğrenemediklerimin ağırlığıyla ezildiğimi hissettim. Saat de ilerlemişti. Diğer mektubu okuyacak gücü bulamadım kendimde. Zihnimin boğulduğunu, kalbimin sıkıştığını iyiden iyiye hissetmeye başladım. Mektubu bitirince bir sürü cevapsız soru doğmuştu. Mektuplarda yazanlar bir başka, bizim “aile”…

Buz Beyazı Gölgeler

Topraktan gelip toprağa döneceğimizi bilmemize rağmen, denizlerin ve gökyüzünün mavisine, ağacın yeşiline özeniriz de hiçbirimiz bize hayat verenin rengine bürünmeyi aklımızdan bile geçirmeyiz. Beyaz bir sayfa aldım önüme, suluboyalarımı çekmeceden çıkardım. Derin bir nefes aldım, kafamı beyaz sayfadan kaldırıp yeni…

Kuyu

Müzeyyen abla bizim için yer yatağı yapmıştı. “Açsanız,” dedi; şefkatle bize uzanan sesini kocasının duymasından korkarak, “Açsanız bir şeyler yapıveriyim çarçabuk…” Açtık, hem de çok; ama sesindeki, “Benim adam duyarsa, seninkinden fena yapar Fazilet abla, yatıverin ne olur.” çığlığı içimize…

Kardeşim – İkinci Mektup

İlk mektubu okuduktan sonra hemen tekrardan kutuya koydum, iyice kapattım. Bu kutunun çok bilinmeyene gebe olduğunu düşünüyordum. Aslında kutuda pek bir şey yoktu. Ben çocukken alınmış birkaç oyuncak, muhtemelen bebekken giydiğim patiklerim bir de ilkokul karnem vardı. Bunlardan ziyade benim…

Ankara/Küçük Kirli Kız Çocuğu/Menekşe Gözlü Kadın

Soğuk bir Ankara sabahı. Hani o ayazı, ayaz, kurusu kuru olandan. Elleri buz tutmuş.  Burnunun direği kırılmış. Ayak parmaklarını hissetmiyor.  Neden sabahın köründe Kızılay’da, Meşrutiyet Caddesindeki köprüde hiç bir fikri yok (Yıl 1998 ve O Anadolu’dan kalkıp gelmiş bir öğrenci…

Yedikule Rüya Lunaparkı

Yıkım işlemine önce benim bilet kulübemden başlayacaklarını duyunca şaştım doğrusu. Koca lunaparkta, benim emektar kulübemden başka yer mi kalmadı? Belediyeden gelen adamlara, onu en sona bıraksanız olmaz mı? Daha doğru düzgün vedalaşamadım da dediğimde; suratıma, unutulup gitmiş bir dili konuşuyormuşum…

Bahçesinde Gerçeğin

Öğle vakitleri akşama bağlanırken, güneş sarı renginden yavaş yavaş turuncuya döndüğü vakitlerde, herkes işlerinden evlerine dönme koşuşturmasındayken genellikle çıkardı bahçesine. O gün de aynısını yaptı. Balkon kapısını açtı, yüzünü güneşe doğru tuttu. Gözlerini kapattı belki yirmi belki otuz saniye kadar.…

İçindeki Harmoni

Loş bir ortam. Kırışıkları, kusurları kapatan cinsten belki de yalan söylerken onları ele veren gözleri de bi nebze…  Derin sohbet halindeler. İkisinin de birbirinden habersiz bir şekilde bu halden mutlu oldukları bir hal bu. “Maddenin üç hali değil hani o…

Kağıt kesiği

İyi kızdı Sevim. Geldiği şehri taşırdı üstünde. Sakin ve uysaldı. Yemekhane kuyruğunda önüne geçenlere ses etmezdi. Dayanamayıp, Sevim demiştim bir gün; eğer bu arsızlara bir kez sert çıkarsan, anlarlar yerlerini. “Boş ver,” demişti; “Birkaç kişi yerimi alsa ne fark eder?”…

Mavi Bisiklet

–Birinci Mektup- Bu mektubu bugün bulduğum için çok üzgünüm. Üzerindeki tarihi görünce bile içim bir tuhaf oldu, yüreğim bayıldı. Dizlerimin bağı çözüldü, olduğum yere yığılmamak için zor zapt ettim kendimi. Kâğıt eskimiş, pul olduğunu düşündüğüm şeyin sadece bir parçası kalmış,…

Durak

Resepsiyondaki solgun yüzlü genç, karşı duvardaki televizyondan 2003 yılına ait bir maç izliyor. Belli ki tuttuğu takımın tarihinde gururla yer alan, akıllara kazınan maçlarından biri. Gördün mü Bektaş Abi? Diye heyecanla bağırıyor. Ne maçtı bu! Şampiyonluk maçından bile önemliydi bizim…

Günaydın

Usulca açtı gözlerini, hep yaptığı gibi yastıktan kaldırmadan başını sağ taraftaki pencereye doğru çevirdi ve derin bir oh çekti. Her sabah olduğu gibi aynı yerde rızkını bekliyordu. Yavaşça yatağından doğrulmaya başladı, çok tuhaf her zaman hissettiği ağrı yoktu bu sabah.…

Gün Gelir Unutulurmuş Tüm Emekler

Yaz sıcağının yavaş yavaş bastırdığı günlerde, artık ellili yaşlara yaklaşmak da üzereyken, iki elindeki torbalar ki hayatı boyunca da hep ağır gelmişti, daha da ağır gelmeye başlamıştı. Yokuşu çıkarken daha yorgun, daha halsizdi artık. Attığı her adımda, özellikle de köşe…

Adı Adalet Olsun

Adı Ahmet’ti. 82 milyon insanın yaşadığı bir ülkede 41 milyon 722 bin erkeğin arasında yaklaşık 1 milyon 735 bin kişinin sahip olduğu sıradan bir isme sahipti. Bu da her kırk erkekten birinin adı Ahmet demekti! Herkesin en az bir tane…

Çarşıda

Çarşıda ellerinde torbalarıyla yürürken, balıkçının önünde durdu. Tezgâhtaki balıkları gözlerinin kırmızısına, pullarının parlaklığına değin süzdü. Sonra etiketlere ilişti gözleri: “Hamsi 25 TL, Çipura 40″… Kendi kendine, “Ulan bu mevsim de balık yiyemeyeceksek ne zaman yiyeceğiz” diye söylendi. Zaten elim kolum dolu bir de…

Saatçi Yahya

Başucumdaki saatin tik tak, tik tak sesi odanın içerisindeki sessizliği yaramaz bir çocuk gibi baltalıyordu. Tik tak, tik tak, tik tak sesi bir süre sonra kulağıma bağıran bir gece canavarına dönüşmeye başlamıştı. Hiç de nazik değildi bu ses. Huzursuzluk doluydu.…

Yetmiş İki Saniye

Babadan kalma Longines marka saatine baktığında saat dört buçuk olmuştu. Babası iç tarafı parlayan, uzaktan bile dikkat çeken altın sarısı saatini haçtan getirmişti. Saatlerdir klavye tuşlarına basmaktan bilekleri şişmişti. Önünde bitirmesi gereken kocaman bir rapor vardı. Hayatının en kıymetli varlıklarından…

Açık Hava Sineması

Kocaman televizyon ekranının karşısında bir grup insan sohbet ediyor. Onların arkasında ordan oraya koşuşan çocuklar, kendi aralarında bir oyundur tutturmuşlar. Park mı açık hava sineması mı belli değil. Bizi buraya film izleyeceğiz diye çağırmışlardı. Yağmur yağabilir korkusuyla sandalyeleri üstü kapalı bir köşeye sıkıştırmışlar. Bu yüzden perde niyetine kullanılan televizyon ekranı biraz yanda kalıyor. Yanımdakini tanımadığım halde konuşuyorum: “Film başlayınca ortalık sakinleşir, herhalde.” O da öyle umuyormuş. Tanımadığım başka insanlar daha var etrafımda, sohbet ediyorlar. Araya giriyorum: “Film ne zaman başlar?” “Film çoktan başladı.” “Nasıl yani, şimdi siz film mi izliyorsunuz burada?” “Görmüyor musun, film yarılandı. Az sonra beş dakikalık bir ara verecekler!” “Bu nasıl sinema ya?” “Beğenemedin mi? Burada böyle!..” Şaka yapıyorlar herhalde. Ne görüntü belli ne de bir ses duyuluyor. Hele şu etrafta koşuşturan çocuklar… Kahvehanede bile bu kadar gürültü patırtı olmaz. “Böyle sinema mı olur? Ben gidiyorum!” dedi arkadaşım. “Biraz daha oturalım. Bakalım ne olacak, merak ediyorum.” dedim. “Sen otur, benim canım sıkıldı. Dolaşacağım biraz.” Kalktı. ‘Sinema’ diye milletin yığıldığı yerden çıktı, gitti. O gider gitmez yanımda oturanlardan biri arkadaşımın arkasından söylendi: “Dövecektim şerefsizi, zor tuttum kendimi.” dedi. “Ağır ol bakalım! Kimmiş şerefsiz?” dedim, sinirlendim tabii. “Sen ne karışıyorsun? Sana bir şey mi dedik şurada?” “O giden benim arkadaşımdı, ona hakaret edemezsin.” “Asıl o bize hakaret etti. Film bitmeden sinemadan çıktı.” “Ne filmi ya? Siz film mi izliyorsunuz?” “Kör müsün, ne yapıyoruz film izlemiyoruz da?” “Ben de izlemek istiyorum ama bir şey göremiyorum.” “Ne görmek istediğine bağlı!” Yahu insan sinemada ne görmek ister arkadaşım? Adam hem konuşuyor hem elinde kocaman bir tornavida ile oynuyor. Elindeki tornavidayı havaya atıyor, sonra da yere doğru süzülen tornavidayı yakalıyor. Büyük bir iş başarmışçasına sırıtıyor marifetine. Sonra tornavidayı önündeki tahta masaya saplıyor. Çıkartırken masayı kanırtıyor. Televizyon ekranına başını kaldırıp da bir kere bakmıyor bile. “Böyle şerefsizler hiç gelmesinler bizim sinemamıza!” Beni kışkırtıyor. Gözlerimin içine dikti gözlerini. Bizi buraya çağıran arkadaştan da eser yok. Nereye gittiyse gitmiş. En iyisi ufak […]